Baskın Oran

Türkiye’de bir yazı nasıl anlaşılır?

Son yazıma (“Bir vatan haininin Oxford notları”) bir tıp doktorunun bir listeye yazarak verdiği tepkiye ilginç tepkiler geldi. Milliyetçi doktorun tepkisi şöyleydi:

“İster inanın ister inanmayın. Koskoca profesörlerimizi Aziz Antony Koleji’nde bilgisayarda otomatik dipnot verebilmeleri ve dinleyici önünde bilgisayardan slayt gösterebilmeleri amacıyla eğitiyorlarmış. Baylar bayanlar, tepegöz devri kapanıyor, bilişim devrimi başlıyor. Postmodern transformasyon bu. İşte Oxford farkı. Word programıyla yazı yazmayı öğrenmek amacıyla Tokyo Üniversitesi’ne gidiyorum, dönüşte görüşmek dileğiyle.” (bir diğer doktor tarafından bana iletildi).

Buna tepkilerin bazıları da şöyle:

***

“Evet ben bir sonuç şe’ettim yazınızdan:  Vatanı satıyonuz, sonra da bizimle dalga geçiyonuz. İmza: Algılama Dehası Muhittin” (bir diplomat).

“Yok artık. Yani yok artık. Bu milletin divan edebiyatını anlamamasına şaşmamak gerek. En basit sanatı ‘mübalağa’ olan bir şiiri anlayamayanlar sizin yazıları nerden anlayacaklar. Siz de lütfen bırakın Agos’u Magos’u. Hemen dönün Türkiye’ye. Çıkın ART’ye Kanaltürk’e. Ve deyin ki, ‘Başlatmayın demokrasiye de insan haklarına da. İngiltere’ye gittim. Beni eğiteceklerdi. Bir akşam bir rüya gördüm. Elinde bıçak olan bir canavar beni sırtımdan hançerliyordu. O an kaçmaya çalışırken gördüm, canavarın sırtında AB yazıyordu (E.U. değil AB. Türkçüsünüz ya, artık rüyayı da Türkçe göreceksiniz tabii) O an ne yaptığımı anladım. Nadim oldum. Beni de aranıza alın’. Yok artık” (bir hoca arkadaş).

“Yazıda belirttiğiniz gibi hakikaten ben bir şey anlamadım, bu tepkilerden vesaire. Dalga mı geçiyorsunuz yoksa ciddi misiniz?” (bir okur).

“Bence o tıp doktorunun adını versen insanlara hizmet etmiş olurdun.  Çünkü senin oraya sabbatical’a gidip de kenarda boş vaktinde 3 sterlin gibi komik bir miktara bir kurs sıkıştırmanı iltifat edilmesi gereken bir olay olarak görmek yerine, İngiltere’ye asıl gidiş nedenini elaleme ders vermek değil sanki o kursu almak imiş gibi yorumlayan ve hâlâ da tıp doktoru unvanını taşımaya xxx xxx beyinlerin elinde hiç kimse sağlığını ve hayatını tehlikeye atmamalı” (ABD’de tıp doktoru).

“Bu doktor gibilerinin daha net anlayabilmeleri için sizin de Agos yazılarınızın seviyesini biraz düşürmeniz gerekir. Yazınızda, Endnote ve Powerpoint seminerlerine yaptığınız vurgu ve çok çarpıcı anlatım biçiminiz, sanırım, televole kültürüne esir olanlar için biraz karmaşık gelebilir. Büyük puntoyla ‘ben buraya konferans vermek için geldim, kurs görmeye değil’ demezseniz, anlaşılmanız kolay olmayacaktır” (bir asistan arkadaş)

“Yazıyı bana yollayan hoca arkadaş hiç yorum yapmaksızın yansıtmış… Teknik içerikli yazılarını bir dahaki sefere bana göstermeden yayınlama :)) Ne olur ne olmaz :))  Bak ben sosyal içerikli yazılarımı sana göstermeden yayınlıyor muyum :)). Gerçekten” (bir hoca arkadaş)

“Uzun zamandır hiç bu kadar gülmemiştim. Ameliyat dikişlerim patlayacak diye korktum. Vah vah. Bu kadar cehalet kuşkusuz ancak eğitimle olur ama, eblehliğin sebebi ne?” (bir hoca arkadaş)

“Konu o değil ki. Koskoca Baskın Oran, “endnote”, “footnote”, “powerpoint presentation”, yani ortaokul çocuklarının bugün bildikleri “teknik bilgiyi”, nasıl bir mübadele ise (sen yazdın artık), İngiltere’den mi öğrenir? Gırgır geçeyim derken gırgıra düşmüşsün, ne olur gör bunu. Yoksa, tabii yerden göğe kadar hak veriyorum. O bahsettiğin gazeteci takımı, hâzâ xxx. Yani, seni şu “infantin” tarafından yakalayacaklarına, xxx bir biçimde ve hiç hicap duymadan, “hain” mertebesinde göstermeye yelteniyorlar. Ne diyeyim allahlarından bulsunlar. Ama ahalinin takıldığı, senin o “infantin” tarafın” (bir hoca arkadaş)

***

Yahu, bir yazı ve bir tepki bu kadar zıt biçimlerde okunabilir mi? Nasıl yazayım? Manav Bekir’in karısı Ayşe’nin ve komşularının anlayacağı gibi mi yazayım?

Büyük olasılıkla, o insanlar doğru anlarlar. Çünkü mesele, en nihayetinde, Sevr Paranoyasından etkilenme meselesine gelip düğümleniyor. Cümleyi koru yarabbi!

 

Önceki Yazı
Sonraki Yazı