Baskın Oran

Kürtlere kültürel haklar verilirse, bağımsızlık isterler mi?

Amerikan deyimiyle, “Bir milyon dolarlık soru”. Türkçesi, “Zurnanın zırt dediği delik”.

Konferansının sonunda, Gellner’e bu soruyu sordum. Tabii, böyle kabzımal gibi sormadım. Aşağıda yazıldığı gibi sordum:

“Ulus-devlet kavramının gittikçe zayıflaması söz konusu. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi, uluslarüstü birimlerin gittikçe güçlenmesi, dünyanın Batı kültürü başatlığı altında tek dünya haline gelmesi. İkincisi, çok-uluslu imparatorlukların bütün zayıflıklarını miras alan ‘ulus-devlet’lerin içindeki farklı bünyeler. Şimdi, bu gidiş içinde, yeni ulus-devlet kurma girişimleri nasıl yorumlanabilir? Daha önemlisi, bunlar, bu ortamda nereye kadar gider? İsterseniz, biraz somutlaştıralım:

“Birinci nokta: Türkiye’de artık aileler çocuklarına Türkçe eğitim istemiyorlar. Her dersi İngilizce okutan okullara yolluyorlar onları. (Bu noktada, Gellner’e, MEB Talim ve Terbiye Kurulu’nun, özel Ermeni anaokullarında Türkçe eğitimi zorunlu hale getirdiğini söylemeye resmen utandım.)

“İkinci nokta: Türkler çok daha gelişmiş bir dil olan Türkçe’den kaçarken, Kürt milliyetçileri çocuklarına Kürtçe okutmak istiyor.

“Şimdi, anlatmış olduklarınız bağlamında, bu durum bir anakronizma (zamanını şaşırma) mıdır? Bir de, milliyetçilik denilen ideoloji normal olarak bağımsız ulus-devleti amaçladığına göre, böyle bir ortamda bir milliyetçilik, bağımsızlığa kadar gitme yerine kültürel milliyetçilik aşamasında durabilir mi? Evetse, hangi koşullarda?”

Buraya kadar, söylediklerimi başını sallayarak dinleyen Gellner, önce, “Ben Kürt milliyetçiliği konusunda fazla bişey bilmiyorum” dedi.  Adamın ciddi bilim adamı olduğunu söylemiştim. Belki de, Türkiye’de böylesine bir konuya fazla bulaşmamak istedi, onun da etkisi olabilir. Sonra, şunları söyledi:

“Bununla birlikte, genel bişeyler söyleyebilirim. Dünyada bir sürü yerde bir sürü topluluk var, bir kasabadan komşu kasabaya gidince dil değişiyor, diğer kasabada bir daha değişiyor. Bunların bir milliyetçilik ileri sürme ve başarma şansı yok. Eğer daha ciddi durumlarda bitakım ölçütler ileri sürmek gerekirse, şunları sayabilirim:

“1) Sayı: Ülkenin tüm nüfusu içinde anlamlı bir sayıları var mı?

2) Yoğunluk: Bu halk dağınık mı, belli bir bölgede toplanmış mı?

3) Tarihsel süreklilik: Varlıkları ve talepleri tarih içinde süreklilik gösteriyor mu?

4) Motivasyon: Bağımsızlığı ne kadar şiddetle istiyorlar veya  istemek zorunda kalıyorlar. Yani, istedikleri gönence ve kültüre ulaşma olanakları ne kadar?”

Gellner’in bu saydıkları bilinmeyen şeyler değil. Ama, biraraya getirilip söylenince ve dinleyince anlam kazanıyor ve insanın ufkunu açıyor. En azından, benimkini açtı.

Yarın: “Motivasyon” denen meretin dayanılmaz ağırlığı

Önceki Yazı
Sonraki Yazı