Baskın Oran

Kürdleri dışlama 1950 öncesinde kaldı! – Yeter Polat

Prof. Baskın Oran: Kürdleri dışlama 1950 öncesinde kaldı!

Hükümet’in, Anayasa değişikliklerini HDP’yi dışarıda tutarak CHP ve MHP’nin yardımı ile bunu yapmaya kalkışması HDP tabanında endişelere yol açıyor. Darbe sonrasında Cumhurbaşkanı’nın siyasi parti liderleri ile yaptığı Beştepe toplantısına çağrılmayan HDP, 7 Ağustos’ta Hükümetin CHP ve MHP’nin katılımıyla gerçekleştirdiği Yenikapı mitinginden de dışlanması birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Hükümet, önemli oranda Kürd seçmeni olan bu partiyi dışlayarak mı Kürdlerin sorunlarını çözme yoluna gidecek, yoksa Kürdlerin beklentilerini önemseyecek mi?

Tartışmalara yol açan Hükümet’in tavrına karşılık, içerisinde gazeteci, yazar, akademisyen ve sanatçıların bulunduğu 113 kişilik bir grup “Darbe ayrıştırır, demokrasi barıştırır” başlığı ile bir bildiri yayımladı. Bildiriye imza atanlardan Prof. Baskın Oran’a TBMM’de ve Cumhurbaşkanlığı makamında dışlandığı ifade edilen HDP’ye yönelen bu tavrın arkasındaki nedenlerini sorduk. BasHaber’in sorularını yanıtlayan Oran, “Erdoğan, hem Kürdlerin oyunu yok sayamaz, hem de İslamcıların/milliyetçilerin/ulusalcıların oyunu almak ister. Erdoğan’ın politikası sürdürülebilir değil. Durmadan değişiklik yapmak ve kaçınılmaz olarak kendi kendiyle çelişmek zorunda“ diyor.

“HDP’nin dışında kaldığı veya dikkate alınmadığı bir yeniden yapılanmada Kürd Meselesi’nin çözümünde yeni hiçbir şey olamaz” diyen Oran, “Kürdleri dışlama, darbe dönemleri dışında 1950 öncesinde kaldı. Erdoğan Kürdleri ‘öteki’ olarak kullanmak zorunda. Bu durumda Erdoğan’ın HDP seçmenine verdiği mesaj kaçınılmaz olarak bir dışlama mesajı. Meclis’ten, Ak Saray’dan, Yenikapı’dan, anayasa yapımından, kısacası hayattan dışlama mesajı“ verdiğini  söylüyor.

Yeter Polat


-Yenikapı mitinginden başlayacak olursak. Orada “darbeye karşı milli birlik” sloganı adı altında Cumhurbaşkanı, AKP-MHP ve CHP, bir diğer deyimle tüm devlet, HDP dışındaki siyaset ve iktidar buluştu. HDP de darbeye karşı olduğunu ifade etmesinin yanı sıra bu amaçla çeşitli mitingler düzenledi. Bu tutum Kürd siyasetini Türkiyelileştirdiği iddiasındaki HDP’yi “milli birlik” dairesi dışına atmanın ötesinde, 6 milyon civarındaki HDP seçmenine nasıl bir mesaj veriyor?

Türkiyeli bir Türk olarak bir kere şunu söyleyeyim: Türkiyeli Kürdler ve özellikle de gençleri, son zamanlarda kendilerine yapılan iç parçalayıcı şeyleri lütfen Türkiye’nin politikası olarak almasınlar. Erdoğan’ın politikası olarak alsınlar, çünkü askeri darbe dönemlerini saymazsak Kürdleri dışlamak 1950 öncesinde kaldı. Jön Kürdler Türkiyeli olmaktan vazgeçmesinler; yazık olur. Birlikte yapacağımız çok şey var.

İkincisi, Erdoğan bir devlet adamı değil, bir politikacı. Temel çizgisi Rize – Kasımpaşa olan İslamcı bir politikacı. Fevkalade mahir, ama sadece iktidarda kalmaya odaklanmış olmak sebebiyle ülkeye zarar veren ve de kalıcı olamayacak bir politikacı.

Her hafta kamuoyu araştırması yaptırıyor ve ona göre politika çiziyor. Nitekim 2013 ortasına kadar Kürd Meselesi’nde çok olumlu, şimdiye kadar kimsenin yapamadığı girişimlerde bulundu, ama kendi cenahının tepki göstermeye başlaması üzerine 180 derece ters yöne kaydı. Yani Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor, kendi mahallesi Erdoğan’ı yönetiyor.

Üçüncüsü, Erdoğan bir koalisyon sayesinde ayakta duruyor: AKP-Ordu/MİT-MHP-Ulusalcılar koalisyonu. Gerçek ‘Rabia’ veya ’Mahşerin Dört Atlısı’ bu takım işte.

Bu koalisyon pokerde ‘beş benzemez’ dedikleri cinstendir. Oyuna girmez,’pas’ der. Erdoğan büyük ihtiras sahibi biri olarak ’pas’ diyemiyor ve kendi saflarını sıklaştırmak için sürekli gerginlik ve kavga yaratmak zorunda kalıyor. Ama bu yöntem kendisine de zararlı olabileceği için bu koalisyonun tek ortak paydasını devreye sokuyor: Kürd fobisi.

Dolayısıyla Erdoğan Kürdleri ‘öteki’ olarak kullanmak zorunda. Kendisiyle ilgili olarak Türkiye’nin felaketi de burada zaten. Bu durumda Erdoğan’ın HDP seçmenine verdiği mesaj kaçınılmaz olarak bir dışlama mesajı. Meclis’ten, Ak Saray’dan, Yenikapı’dan, anayasa yapımından, kısacası hayattan. Bunu da, çok özet söylemek gerekirse, (MHP’nin ve TSK’nın cibilliyeti malum olduğu için) CHP sayesinde yapabildi bugüne kadar. Yenikapı’da Kılıçdaroğlu’nun içler acısı konuşması bunun son kanıtı. Ulusalcılardan Orhan Bursalı’nın müdafaa edeyim derken itiraf ettiği kadar var:  “Kılıçdaroğlu mitingde konuştu, iyi oldu. Kaybettiği bir şey yok, bu miting zaten yapılacaktı, ama kazandığı çok şey var. Konuşması dört dörtlüktü. Cesur bir karardı…” (Cumhuriyet, 09.08.2016)

-Hükümet ve Cumhurbaşkanı darbe sonrası Türkiye’de yeniden yapılanma, devletin reorganizasyonu gibi birtakım belki de zihinsel kalıpları da kapsayacak bir süreçten bahsediyor. Bu yaklaşımın ana akım Kürd siyasetini de kapsaması gerekmez mi, HDP’nin dışında kaldığı veya dikkate alınmadığı bir yeniden yapılanmada Kürd Meselesi’nin çözümünde “yeni” ne olabilir?

Bu soruların cevabı kısa. Gerekir, ama kapsayamaz. Çünkü yukarıda söyledim, Erdoğan’ın bütün siyaseti Kürd fobisini kullanma ortak paydası üzerine kurulu.

‘Yeni’ hiçbir şeyi olamaz. Çünkü Kürdlerin/HDP’nin dışlandığı bir ’yeniden yapılanmanın’ bırak yeniliği, tam tersine dört dörtlük bir anakronizması vardır, yani takvimini şaşırmışlığı. Yukarıda söyledim: Kürdleri dışlama, darbe dönemleri dışında 1950 öncesinde kaldı.

-Hükümet, PKK ile savaşa, HDP ile birbirini kabullenmemeye giden son bir yıllık şiddet dolu sürece Gülen Cemaati’nin provokasyonlarının da neden olduğunu, yeniden çatışma sürecinin bu provokasyonlar sonucunda geliştiğini iddia ediyor. En belirgin işaret Ceylanpınar cinayetleri, Oslo tutanaklarının ifşası vs… Bu durumda HDP ile Hükümet’in ve hatta PKK’nin bu durumu yeniden konuşmak ve diyalog için fırsat olarak görmeleri daha mantıklı olmaz mıydı?

Bir kere, Fethullahçılar Türkiye’ye çok büyük kötülükler yapmışlardır ama ne kadar kötülük varsa hepsinin kaynağı olarak anılmaları ve bu yöntemle kendini aklama çabaları artık espri unsuru haline geldi. Soma felaketini bile maden sahibi onlara bağladıktan sonra da, dalga geçme unsuru oldu. Bir işin şeyini çıkarırsanız, kendi aleyhinize çalışırsınız. Baba diyalektik.

İkincisi, ben bu iş şöyledir böyle değildir diyecek pozisyonda değilim. Çünkü açık kaynaklar dışında elimde bilgi-belge yok. Akademisyen astronomdur, astrolog değil. Zaman geçsin, bilgi ve belgeler çıksın, konuşuruz. Şu anda kasaba politikasından başka bir şey göremiyorum.

Diyalog için fırsat olmaz mı? Normal mantıkla bakarsan olur. Ama Erdoğan’ın politikası Erdoğan’ın mantığıyla yürüyor: Gerginleştirerek iktidarda kalmaya devam. Yalnız, burada şunu da söylemeden geçmek akademisyen dürüstlüğüne yaraşmaz: Erdoğan’ın bu dışlama/ezme politikası, Kandil’in mücadeleyi şehirlere taşımasıyla taçlandı. Daha net söyleyeyim, Kandil istemeden Erdoğan’a ve Türk milliyetçilerine çalıştı. Bunu söylemek ve bilmek çok önemli, ileride daha az hata yapmak açısından.

-Hükümet, Anayasa değişiklikleri sürecinde de HDP’yi dışarıda tutarak CHP ile MHP’nin yardımı ile Anayasa değişikliklerini yapmaya yeltenir mi? Bu durumda HDP’nin beklentilerini, önemli oranda Kürd seçmeni olan bu partiyi dışlayarak mı karşılamayı düşünecek ya da Kürdlerin sorunlarını, beklentilerini dikkate almayı önemsemeyecek mi, yoksa “en çok Kürd oyu alan parti” tavrını mı sürdürecek? Ya da nasıl olacak bu Anayasa değişiklikleri süreci?

Erdoğan iki uçlu bir değnek tutuyor: Hem Kürdlerin oyunu yok sayamaz, hem de İslamcıların/milliyetçilerin/ulusalcıların oyunu almak ister. Şu anda hiç birinci uca dikkat edecek gibi gözükmüyor. Ama Türkiye’de gündem saat başı değişmektedir. Kısa vade tahmin yapmak bile zor. Sadece şu kadarını söyleyebilirim: Erdoğan’ın politikası politika değil. Yani sürdürülebilir değil. Durmadan değişiklik yapmak ve kaçınılmaz olarak kendi kendiyle çelişmek zorunda.

Mesela, şu anda çoktan eskimiş (çok artmış) geçen haftaki sayılara göre 26.000 kişi gözaltında, 15.000 kişi tutuklandı, sadece kamuda 60.000 kişi açığa alındı. İnsanlar cezaevlerinde üst üste yatıyorlar, yangın çıkartıyorlar. Böyle işlerin şeyini çıkartırsan geri basmak zorunda kalırsın çünkü doğaya aykırı.

Yargının beşte biri görevden atıldı. Üniversitede ders verecek hoca kalmadı. Olacak iş mi bu yahu? Nasıl yürüyecek kurumlar? Bu zavallı duruma tek uygun düşen: “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim.”

-Bu tabloyu Kürd meselesi özelinde ele alırsak?

Şöyle: Kürd meselesini herkes için kabul edilebilir bir çözüme ulaştırmadan Türkiye’nin huzura ermesi mümkün değil. Çözüm de ancak ciddi bir ademimerkeziyetçilikle mümkün. Oysa Erdoğan’ın bütün ama bütün derdi, kendisinin merkezde olduğu koyu bir merkeziyetçilik ve özellikle bu rezil darbe teşebbüsünden sonra kendisine rakip diye bir şey iyice kalmadı.

Bu durumu ‘taçlandırmak’ için bomba gibi bir olgu istiyorsanız onu da verelim: Anayasa Mahkemesi, “KHK’ların etkisi OHAL’le sınırlıdır, yasalarda kalıcı değişiklik yapamaz” biçimindeki kendi içtihadını sıfırladı ve son kararında 667 sayılı KHK için şunu dedi: “Geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran ‘olağanüstü tedbir’ niteliğindedir.”Allahuekber! Buradan hesap edin yakın geleceği. Depresyon böyle zamanlar için icat edilmiş bir terim olsa gerek.

-Demirtaş, Baluken gibi HDP temsilcileri, Yenikapı’ya, öncesinde Saray’a davet edilmemeyi “dışlanmışlık” algısı ile eleştirdiler. Seçimlerde “Seni başkan yaptırmayacağız” söylemi kullanan HDP, politik bunalımda mı? Siyaset üretmekte zorlanıyor mu?

Zorlanıyor ama sadece Erdoğan yüzünden değil. Bir de Kandil yüzünden. Şimdi de Diyarbakır ve Mardin bombalamaları. Bunlar Erdoğan’ın ekmeğine reçel sürüyor. Mengenede politika yapılamaz. Yazık oluyor HDP’ye de Türkiye’ye de. Demirtaş hakiki bir cevherken.

-Gücünün zirvesindeki Cumhurbaşkanı ve Hükümet, tekerlerine çomak sokan tüm odakları tasfiye ettikten sonra Kürd Meselesi’nin çözümüne daha özgüvenli mi yaklaşır, Kürd aktörleri de tasfiye etmeye mi yönelir? Nasıl olacak bu yılan hikayesi, sizin durduğunuz yerden nasıl görünüyor?

Bir kere, Erdoğan ve AKP gücünün zirvesinde değil. Olsaydı, Yenikapı’ya CHP’yi davet edeceğim diye fıtık olmazdı. Tam tersine, artçı darbeler gelirse diye korkuyor, ‘CHP aklını başına birazcık devşirirse’ diye korkuyor, ’Devlet gider Meral gelir’ diye korkuyor, ’partimden çok fazla kurucuyu ufalayıp attım’ diye korkuyor vs.

Bu sonuncusu şu anda pek önemli değil gibi gözüküyor ama belli olmaz. Bu böyle gitmez. Erdoğan’ı iktidarda tutan en önemli sebep, 80 yıllık laikçi CHP’nin kötü anısı; bu kötü anı İslamcı iktidarının sürmesi oranında zayıflayacak, Erdoğan’ın birer birer yok ettiği yol arkadaşlarının acı anısı kuvvetlenecek. Türkiye biraz ekonomik bunalıma girmeye görsün, Tek Adam gidip Yalnız Adam geliverir.

Gelelim sorunuza. Güç yitiren bir Erdoğan Kürd çözümüne daha özgüvenli değil, daha mecburen yanaşır. Ama hem buna daha epey var, hem de Kürdler (ve aklı başında bütün Türkiyeliler) için tek makbul olan, Kürdlere mecburiyetten değil maşukiyyetten (sevmek nedeniyle) yaklaşmaktır.

-Hükümetin Rusya’ya yakınlaşması, Moskova’nın önemli müttefiklerinden PYD güçlerinin Minbic gibi Rojava’nın kantonlarını birbirine bağlamada önemli bir eşik olan zaferi, Hükümet açısından Kürd Meselesi’nde ciddi bir sorun olan Rojava kırmızı çizgisinin artık önemsenmediği anlamına mı gelir, eğer öyle ise PKK ile yeniden konuşmanın önünde nasıl bir engel kalıyor?

Erdoğan, Putin’e bu dediğiniz nedenle yanaşsaydı çok rasyonel bir liderlik sergiliyor olurdu. Maalesef, Rus uçağı düşürme zavallılığını (+ turist gelmemesini) tamir edebilmek ve biraz da Batı’ya gözdağı verebilmek umuduyla yanaşıyor. Ve bu da tüm dünyanın malumu.

Erdoğan’ın esas çelişkisi dış politikadadır. Çünkü dış dünya Erdoğan’ın kontrol edemeyeceği kurallarla yürüyor. Erdoğan’ın Batı’yla çatışmasını burada pas geçelim, Kürd fobisi yüzünden ABD ve Rusya ile aynı anda çatışması kendisini kemiriyor; Rusya’ya özür dilemeye de bundan gitti zaten.

-Türkiye’nin güneyinde Kürd devletleri olsa ne olur?

Şu olur: Bir, Türkiye kendi Kürdlerini mutlu ediyorsa çok iyi olur; İki, Türkiye kendi Kürdlerini mutsuz ediyorsa çok kötü olabilir.

Barzani örneğine bakmayın, o farklı bir vak’a. Hem karalara hapsolması hem de bağımsız olmayışı nedeniyle Türkiye’ye ihtiyacı var. Şimdilik.

Kırmızı çizgi meselesine dönecek olursak: Tüm dünya IŞİD’e düşmanken ve IŞİD’le tek ciddi mücadele eden Kürdler iken, Türkiye’nin bir yandan IŞİD’i kadife eldivenle tutarken bir yandan da kırmızı çizgi demesi hiç mantıklı değil. Normal mantıklı değil, yani.

-Darbe ve istikrarsızlık üreten temel dinamo olan içerideki ve dışarıdaki Kürd Meselesi’ni çözmeden iktidar olunamayacağı gibi bir temel önermeyi kabullenmiş Türkiye’de, Erdoğan ve AKP Hükümeti bu süreçten sonra nasıl bir strateji uygulayacak?

Bir kere, keşke Türkiye böyle bir temel önermeyi kabul edecek kadar gelişmiş olsaydı; her şey hallolmaya başlardı. İkincisi, Erdoğan’ın iktidar olmaya devam edebilmesinin temel sebebi, yukarıda da söyledim, Türkiye’deki Kürd Meselesi’nin çözülmemesi. Ama gel gör ki dışarıda sıkışmasının sebebi de aynı: Kürd Meselesi’nin çözülmemesi. İçeride kendi saflarımı pekiştireceğim diye Türkiyeli Kürdlere düşmanlığı seçersen işte böyle acayip durumlara düşersin, ülkeni de düşürürsün.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı