Baskın Oran

B.E.

Az lafla çok şey söyleme üstadı Melih (Aşık), hayatta tanımakla övündüklerimden Aydın Boysan’ın enfes bir esprisini yazdı:

“Bu Entelektüel Cavit [içki içmeyen bir meyhaneci], Pasaj’ın Ecevitidir. Biri içmez içirir, öbürü çalmaz çaldırır”.

Gerçek espri sahibi adamlar, ki en mümtaz örneği sevgili Aziz Nesin idi, çoğunlukla espri yapmazlar. Felsefe yaparlar da, insanlar espri sanır ve düşünülecek lafa güler.

Boysan’ın bu lafı düşünülecek bile değil, ağlanacak cinsten oldu.

  1. Yılmaz ile T. Çiller’in birbirini aklayıvermesi gibi akıllara zarar bir olay’ı “Yeni bir sayfa açtık” diyerek can-u gönülden onaylayıveren biri için başka bişey söylemek, Aydın Boysan için bile zordu.

Bu, hemen kulaklara küpe oldu.

* * * * * *

Ama, ilk küpe değil. İkinci küpe.

İnsanlar ilk küpeyi, o 1-2 yıl önce TÜSİAD’ın toplantısına davet edildiğinde takmışlardı. Gazeteciler kendisinin 1978’de TÜSİAD’ın verdiği sayfa boyu ilanlar sonucu başbakanlıktan düşürüldüğünü anımsatınca, o şöyle demişti:

“Ben artık eskisi gibi değilim. Değiştim. Çok tecrübe edindim”.

Bugün yaşadıklarımız, işte bu “değişme”nin sonucudur.

* * * * * *

  1. hükümette, seleflerinin yaptıklarının tam aksini yapmak nedeniyle büyük başarı
  2. kazanan 4 bakan vardı:

Maliye’de Zekeriya Temizel: Vergi yasasını çıkartarak, devleti kağıt üstünde soyanların uykusunu kaçırmıştı.

İçişleri’nde Kutlu Aktaş: Böylesi bir polis örgütüyle bile çeteleri paniğe uğratmanın mümkün olduğunu göstermişti.

Adalet’te Hasan Denizkurdu: Devleti yağmalamak ile yurtdışına tüymenin, mahkemeye çıkmak ile beraat etmenin aynı anlama geldiği bir ülkede, adaletin işlemeye başladığı umudunu ilk kez vermişti.

Milli Eğitim’de Hikmet Uluğbay: 8 yıllık eğitimi getirerek, 11 yaşındaki çocukların beynini yağmalayanların belkemiğini zedelemişti.

O, bu 4 bakanın 3’ünü, özellikle de Uluğbay’ı deyimin tam anlamıyla bozuk para gibi harcadı.

Çünkü değişmişti.

* * * * * *

İnsanlar bazı şeylere mecburen razı olabilirler. Daha kötü durum doğmasın diye.

Ama o mecbur olmadan razı oldu.

Kabine kurmayı bikaç gün önce denemiş ve başaramamış bir “solcu”yu Çiller’in arkasından seğirtip “koşulsuz”, M. Yılmaz’ın de derhal desteklemeye soyunması, 28 Şubat 1997 kararlarına devam için getirilmek istenen Yalım Erez karşısında oportünist merkez sağ’ın fena halde paniklemesindendi.

Bu panikleme sayesinde, son dirliğinde, eline, siyasal yaşamını şâhâne biçimde taçlandırma fırsatı geçmişti:

  • Reddederse, onurlu davranmış olacak ve çok büyüyecekti.
  • Koşul olmaksızın kabul ederse, elindeki bakanlarla, devletin

maddî ve manevî yağmacılarını daha radikal biçimde temizleyebilecekti.

Bu ikisini de seçmedi. Aksine, bu temizliği yapan bakanları temizlemeyi seçti.

Üstelik, “Bu adam onurlu adamdır, bu kadar dedikodudan sonra Uluğbay’ı değiştirmez!” diyenleri önce “Bakan takdiri bize aittir, dayatma yoktur” diye umutlandırdıktan sonra, “değişmiş olma”nın gereğini yerine getiriverdi.

Üstelik, “Sayın Uluğbay’ı başbakan yardımcısı yapıyoruz” diye insanları saf yerine koyarak…

Tabii, bu durumda, başkalarının da diyeceği şeyler oldu:

Hıncal Uluç ”Beyoğlu kaymakamlığından terfian Şırnak valiliğine!” diye dalga geçti.

Abbas Güçlü “FP de zaten başka bişey istemezdi!” diye saptamayı oturttu.

Yüksek bürokratlardan bile patlayıp diklenen oldu:

“56.000 öğretim elemanı ve 1,5 milyon öğrencisiyle Türk üniversiteleri, çağdaş ve laik hizmet veren Milli Eğitim Bakanı ve eğitim kadrolarının hep yanındadır. Uluğbay’la ilgili aksi bir gelişme halinde bu işin peşini bırakmayız”. (Bu demecin sahibi olan çocukluk arkadaşım Prof. Kemal Gürüz özgür üniversite açısından hep yanlış şeyler düşünür; ama yağcı ve oportünist olmadığı, dürüst olduğu için her düşündüğünü de açıkça söyler. Hiç yadırgamadım. Yakıştı. Kendisini tebrik ederim).

Tabii, destek verenler daha bile anlamlıydı: Taha Akyol ve Cengiz Çandar…

* * * * * *

Olay, onun bu kadar ve böyle değişmesi olmadı.

Olay, onu 1978’de gazete ilanlarıyla düşüren patron kuruluşu TÜSİAD’ın taa Eylül 1990’daki Eğitim raporunda 8 yıl’ı, Ocak 97’deki Demokratikleşme raporunda da Genelkurmayın savunma bakanlığına bağlanmasını isteyecek kadar/biçimde değiştiği bir Türkiye’de, 1970’lerde sol’u toparlayan adamın 8 yıl’ı gerçekleştirmiş Milli Eğitim Bakanını tutup atacak (ve bu sayede sağ’ı toparlayacak) kadar/biçimde değişmesi oldu.

Bülent Ecevit gitti. Bugün gelen B.E.’dir. Yazıma fotoğraf koymak mümkün olsaydı, gözüne bant çekerdim.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı