Baskın Oran

Azerbaycan ile Ermenistan üzerine düşünceler

Şu sıralarda Azerbaycan adı pek duyulmaya başladı.

Ama gazetelerde değil, ağızdan kulağa bahsediliyor. Herhalde, geçen yıl Türkiye’den bitakım “Komando”larca düşürülmek istenmesi nedeniyle kendini alacaklı durumda gören Aliyev, söylendiğine göre bu sefer bastırıyor, Türkiye’nin Kafkas politikasını etkiliyor,  hatta TC Dışişleri Bakanlığı tayinlerine müdahale ediyor.

En azından, Ermenistan’a açılmak istenen sınır kapısını engelliyor.

Nedir bu sınır kapısı? “Dost” Azerbaycan’ı bırakıp “düşman” Ermenistan’la mı işbirliğine gidiyoruz?

Azerbaycan’ı bıraktığımız falan yok ama, Ermenistan’ı artık biraz biraz ön plana çıkarsak hiç fena olmayacak.

1990’ların başında Sovyetlerin yıkılması Ankara’yı çok rahatlattı. Çünkü:

  1. a) Zaman içinde zararsızlaşmış bir Komünizmin yıkılmasıyla geri dönen o korkutucu “Rus ayısı”yla ortak sınır kalmamıştı,
  2. b) Üstelik Türkiye, kendisine hem uluslararası alanda diplomatik destek, hem de ekonomik alanda hammadde ve pazar sağlayacak koskoca bir kuzenler dünyası keşfedivermişti: Türkî devletler.

Ama, kısa sürede hevesler kursaklarda kaldı. İki nedenle:

1) Rusya, kısa sürede geri döndü. Çünkü bu Kafkas ülkeleri hem kendi içlerinde huzursuzdu (Ör. Azerbaycan’da Elçibey-Aliyev gibi iktidar kavgaları, Gürcistan’da Osetya, Acaristan, Abhazya gibi azınlık-çoğunluk kavgaları), hem de kendi aralarında kavgalıydı (Ör. Dağlık Karabağ üzerindeki Ermeni-Azeri savaşı). Rusya bu durumları önce körükleyerek sonra da kullanarak Gürcistan ve Ermenistan’a Rus askerlerini kabul ettirdi ve her üçüne de askerî üsler yerleştirdi.

2) Kısa sürede anlaşıldı ki:

a-  Türkî devletler bizim kadar Türklüğe meraklı değillerdir,

b- En azından şimdilik bizim yaramıza merhem olamayacaklardır, tersine, bizim yardımımıza muhtaçtırlar, ama Türkiye’nin onlara verebileceği fazla bişeyi yoktur,

c- Hepsinden önemlisi, Azerbaycan’la bile ortak sınır bulunmamaktadır ve Orta Asya’yla güvenilir bir doğrudan bağlantı kurmadan bişeyler ummamalıdır.

İşte efendim, fazla uzun lafa gerek yok, Türkiye açısından Ermenistan’ın önemi bu yukarıdaki nedenlerden geliyor.

Haritayı açın önünüze. Orta Asya’ya ulaşabilmek için kırk tane yol yok, dört tane var:

1) Gürcistan ve Rusya üzerinden Hazer’e ulaşarak,

2) Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden Hazer’e ulaşarak,

3) İran üzerinden geçerek

4) Ermenistan ve Azerbaycan üzerinden Hazer’e ulaşarak.

Birinci yol: Gürcistan’da muazzam mafya, ayrıca azınlık savaşları var. Rusya ise bölgede Türkiye’nin bir numaralı rakibi.

İkinci yol: Hem uzun, hem Gürcistan’ın durumu ortada.

Üçüncü yol: İran, Türkiye’nin bölgedeki iki numaralı rakibi, üstelik ideolojik çatışma konusu da var.

Dördüncü yol: En kısası, ama Ermenistan’la sınır kapımız kapalı ve diplomatik ilişkimiz yok.

İşte, zurnanın zırt dediği delik de burda: Eğer Türkiye-Ermenistan ilişkileri düzelse, Türkiye’nin çok işi birdenbire hallolacak:

1) Ekonomik bakımdan büyük rahatlama gelecek. Çünkü Türkî ülkelerle doğrudan bağ en kısa yoldan kurulacak, Orta Asya otoyolu projesi, Azerî petrolü için ölüp bittiğimiz Baku-Ceyhan hattı ve Türkmen doğalgaz hattı en kısa, emin ve ekonomik yoldan gerçekleşecek, sınır kapısının açılması Türk mallarına aç bir pazar sağlayacak, Ermenistan’a elektrik de satılacağı için, bir saatli bomba olan Metzamor nükleer santralı patlamadan kapatılacak,

2) ABD’nin ikide bir vizyona soktuğu “Ermeni Tasarısı” ve benzerleri tarihe karışacak,

3) Güvenlik bakımından, Ermenistan hiç istemediği İran ve özellikle de Rus etkilerinden kurtulmaya başlayacak ve böylece Rusya’nın Kafkaslardaki iki ayağından biri kesilecek.

Bu noktadan kalkarak hemen şunu söylemek mümkün:

İşin iyi tarafı, böyle bir işbirliği Ermenistan için de çok önemli. Senin işine yarayan durum eğer karşındakinin de işine yarıyorsa, işte ancak o zaman rahat edebilirsin: Büyük ekonomik sıkıntı içinde olan Ermenistan, ancak Trabzon gibi bir Türk limanını kullanarak dünyaya açılabilir, ancak Türkiye üzerinden sürekli ABD yardımı alabilir, ancak Türkiye’yle anlaşırsa Avrupa’ya ulaşacak bir Azeri petrolü ve Türkmen doğalgazı Ermenistan’dan geçerek ülkenin enerji ve para sorununu çözer, ancak bunlara kavuşacak bir Ermenistan Rus askerî baskısından ve İran ekonomik egemenliğinden kurtulabilir.

İşte, Ermenistan bunların pek âlâ farkındadır ki,  Ter Petrosyan son derece akılcı davranarak önce Temmuz 95’te yeni anayasadan soykırım lafını kaldırmış, arkasından aşırı milliyetçi  Taşnak partisinin faaliyetlerini askıya alarak yöneticilerini büyük suçlamalarla mahkemeye vermiş, sonra ülkesindeki PKK faaliyetini kesinlikle önlemiş, arkasından da, Ermeni diyasporasının bulunduğu ülkelere giderek, Türkiye’ye asıl karşı olan bu Ermenilerle Türkiye’ye yaklaşmayı savunan temaslar yapmıştır.

İtiraf etmeli ki bunlar çok şeydir ve Ter Petrosyan daha fazla yapamıyorsa, bunun iki engeli vardır:

1) Eylül’de Ermenistan’da başkanlık seçimleri vardır ve bu seçimler bitmeden Petrosyan’ın yeni adımlar atmasını istemek saçmalığın dik âlâsı olacaktır,

2) Dağlık Karabağ konusu kendisini çok zorlamaktadır. Bunu da anlamak gerekir.

Demek ki, olay, gelip gelip D.Karabağ işinde düğümlenmektedir. Oysa, bunun halledilemeyecek tarafı yoktur. Zaten, AGİT’in kurduğu Minsk Grubu sırf bununla meşguldür ve bir süre sonra anlaşmaya varılması beklenmelidir: Ermeniler işgal ettikleri Azeri topraklarından çekilirler, Azerbaycan da D.Karabağ’a (zaten eskiden vermiş olduğu) özerkliğini ciddi biçimde  geri verir. Zaten, iki tarafın da bu yolda olduğu bellidir. Çünkü 21 Nisan 96’da savaş tutsakları değişimine karar verilmiş, ateşkesin uzatılması sağlanmış, Minsk sürecine paralel gizli  ve doğrudan temasların tekrar başlaması kararlaştırılmıştır.

Bu durumda, Aliyev’in, kendi ülkemde tribünlere oynayacağım ve Rusya’yı küstürmeyeceğim diye  Türkiye’nin bu denli önemli bir çıkış noktasını tıkamaya hakkı yoktur. Azerbaycan tabii ki ezelî denebilecek bir dosttur ama, Ermenistan Türkiye’yle ebedî olabilecek bir karşılıklı çıkar ilişkisine girmeye adaydır ve bu türden ilişkiler etnik ve dinsel bağlardan çok daha sağlam dostluklar kuran şeylerdir.

Ermenistan konusu, Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya kilitlerini açmak için ideal anahtardır. Bu durumda, iki şeye çok dikkat etmek gerekir:

1) Gerek Aliyev’in gerekse Türkiye’deki İslamcı ve Turancı çevrelerin ülkemizin bu büyük çıkarını engellemelerine asla izin verilmemelidir,

2) Türkiye Ermenilerinin bu iki ülke arasında köprü kurma çabaları minnetle karşılanmalıdır. Bu açıdan, İstanbul’da Türkçe ve Ermenice çıkmaya başlayan Agos gazetesini çok önemsiyorum ve ayrıca, şunu da söyleyeyim, bu gazetenin Türk makamlarınca Erivan’a ulaştırıldığını da biliyorum.

Eh, Türkiye’de herkesin geri zekâlı gibi hareket etmesi diye bir kural yok ya. Ufak ufak, “güzel şeyler de oluyor” bu memlekette!

—————————————————————-

Yazı işlerine Not: Bu kadar uzun tuttuğu için özür dilerim. Dış politika yazınca böyle oluyor.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı