
Herhangi bir ortalama Batı ülkesinden ortalama birini alıp ülkemize getirin, son bir ay içindeki haberleri başlık olarak tercüme edin kendisine, koşa koşa ülkesine kaçar. Kaçamazsa, Bakırköy’e gider.
Bir yandan her türlü muhalife inanılmaz baskılar yapılıyor ama, öbür yandan da en önemli meselemiz olan Kürt sorununda ciddi umutlar yeşertiliyor nihayet.
Nasıl bir ortamda? Türkiye’de askerî yönetimler dahil hiç görülmemiş bir baskı ortamında.

Akın Gürlek’in Ekim 2024’te İstanbul Başsavcısı olmasıyla birlikte 11 Temmuz itibariyle 2024 yerel seçimlerinden beri en az 39 CHP belediyesine operasyon yapıldı.
Bunların 31’inde başkanlar tutuklandı (11 Temmuz’dan sonra 4 belediye operasyonu daha var). Şu anda 28 mevcut ve 3 eski (Tunç Soyer, Şükrü Sözen, Turgay Erdem) CHP belediye başkanı tutuklu, 6 belediye başkanı da tutuksuz yargılanıyor.
Arada, suistimalle suçlanan kimi belediye başkanları (ör. Ö. Çerçioğlu) törenle AKP’ye geçtiler, selamete erdiler.
Son 1 yılda yaklaşık 60’ı aşkın gazeteci gözaltına alınırken, 28 adli kontrol kararı, 17 tutuklama kararı verildi. 12 gazeteci hâlâ cezaevinde.
Bir zulüm de, insanları ev ve işyerlerinden uzaktaki cezaevlerine göndermek. Diyarbakırlı S. Demirtaş, yıllar önce mümkün olan en uzak il Edirne’ye gönderilmişti. Son olarak, 13 yıl önceki Gezi davasından mahkum olan İstanbullu Çiğdem Mater ve Mine Özerden İzmir Şakran kadın cezaevine “atandılar”.
1 Ocak 2024 ile 8 Temmuz 2026 arasında en az 446 akademisyen işten atıldı. Furyaya, vakıf üniversiteleri de katıldı.

NATO olayı bi başkaydı:
668 kişi gözaltına alındı, 179 kişi tutuklandı. Zirve öncesi sabaha karşı yapılan ev baskınlarında 200 kişi gözaltına alındı.
“natoyahayir.tkh.org.tr” sitesi Amasya Sulh Ceza Mahkemesi tarafından erişime engellendi. Yani, NATO’ya hayır demek yasaklandı.
Saadet Partisi’nin “NATO’ya Hayır” pankartına para cezası kesildi.

Bu akıldışı baskıların yanı sıra, gülünç-ötesi vaziyetler de ihmal edilmedi:
Sporcu Ardahan valisi, bisiklete binerken bisiklet pantolonu (tayt) giydi diye görevden alındı. Oysa yine sporcu Vali Recep Yazıcıoğlu şortunu çekip rafting yapardı; ama AKP’nin iktidar olduğu yıl bir trafik kazasındaki vefatı sayesinde görev başında ölebilmişti.
Komedyen Deniz Göktaş yurt dışından döndü, İstanbul havaalanında kaçmasın diye ters kelepçeye vurularak “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “cumhurbaşkanına hakaret”ten tutuklandı. 3 haftadır yatıyor.
Yine komedyen Tuba Ulu, Kanuni Sultan Süleyman’ı anlatırken “fuck buddy” esprisi yapınca “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “cumhurbaşkanına hakaret”ten 5 ay yedi (ve sayesinde bu gırgır terimi öğrendik!)

Gülünç-ötesi derken şunları katmadım, takdirinize bıraktım:
NATO zirvesinin ziyafetinde konuklara alkollü içki yasaklandı. Eski Bakan M. Varank bunu “Kimse itiraz falan etmedi. Misafir ev sahibine tabidir” diye izah etti.
Tabii, böyle bir ülkede Hüda-Par, kızlar ile erkeklerin aynı okulda okutulmaması için kanun teklifi verdi. Dikkat, aynı sınıflar kastedilmiyor, “aynı okul” deniyor.
Son olarak da Çankırı’daki imam hatip lisesinin YKS başarı afişinde kız öğrencilerin fotoğrafları yerine temsilî çizimler kullanıldı.
***
Bunlara rağmen, “hiçbir zaman hiçbir şeyden umut kesilmez” dedirten gelişmeler var.
Gülistan Doku gibi unutturulmuş cinayetlerde yepyeni kanıtlar ortaya çıkartılıyor.
33 yıl önceki Madımak katliamı kurbanlarının yakınları tazminat alacak.
2015’teki Çözüm Süreci’nin kesilivermesine yol açan Ceylanpınar cinayetlerini kimin işlediği galiba 11 yıl sonra inanılmaz biçimde açıklığa kavuşuyor; 23.07.2026 tarihli KısaDalga’da Ayşe Yıldırım yazdı, okuyunuz.
İktidarın doğrucudavut’u D. Bahçeli, Ö. Özel’in kurduğu yeni partinin vekil sayısına göre Hazine yardımı alması gerektiğini söyledi. Çözüm Süreci konusunda da kendi milliyetçi partisine rağmen yurtsever çabalarını sürdürüyor. Çok önemli bir olay.
Bu ortamda, bütün geçmiş ve mevcut baltalamalara rağmen Çözüm Süreci bu sefer başarılı olacak umudu veriyor.

Fakat, çok ama çok dikkat:
Bundan önce 1993’te PKK’dan ayrılan bir grup, otobüste yolunu kestiği silahsız 33 eri katledince tek taraflı ateşkes sona ermişti.
Çözüm Süreci, Temmuz 2015’teki Diyarbakır Hendek olayları ve Ağustos 2015’teki düzmece Ceylanpınar olayı üzerine sona erdirilmişti.
Böyle durumlara hem örgüt disiplini hem de devlet meşruiyeti açısından, çok dikkat.
Çünkü benzer durumlar başka ülkelerde de görüldü.
Birleşik Krallık – İRA (İrlanda) barışma süreci Londra Docklands Saldırısı (1996) ve Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında 29 kişinin öldürüldüğü Omagh Katliamı (1998) sonucu en az iki kere kesintiye uğradı. Ama şu anda tamamen bitti.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde nüfusun %80’ini oluşturan Siyahların bir lideri, “radikal” bir Beyaz tarafından öldürüldü. Fakat uluslararası baskılar Beyaz yönetimini yola getirdi.
İspanya’daki Bask ayrılıkçı örgütü ETA 2011’de silahlı eylemlere son verdi, 2017’de silahları bıraktı, 2018’de kendini feshetti. Bu süreçte 3 önemli gelişme kalıcı barış sağladı: 1) İspanya’nın Bask bölgesine tanıdığı geniş haklar ETA’yı çok zayıflattı; 2) Uluslararası heyetler ve arabulucular devreye girdi; 3) Sonunda, Bask halkı silahlı çözüme karşı sokaklara döküldü.
Maalesef, bizde bunların üçü de nâmevcut!
***
Bizim Süreç derken, son günler itibariyle ve çok özetle:
PKK’nın büyük törenle silahları yakmasının üzerinden 1 yıl geçti, aylardır konuşulan Çerçeve Yasa’da neler olduğunu bilen yok.
Kürt liderler içinde en kabil-i hitap, en mantıklı ve güvenilir kişilerden olan Ahmet Türk’ün Mardin Belediyesi’nde yerine atanan kayyımın süresi bu Temmuz başında 2 ay daha uzatıldı.
Kürtçe kitaplar satan Pirtukakurdi’nin Trendyol’daki mağazası gerekçe gösterilmeden geçen hafta kapatıldı.
Gazeteci Tuğçe Tatari yazıyor: Bir kadın gazetecinin, üzerinde Kürtçe “Özgür Basın, Özgür Toplum” yazan bez çantasıyla TBMM’ye girmesine engel olundu.
Bu arada, bir zamanlar ayrı devlet isteyen Öcalan’ın yıllardır “demokratik entegrasyon” deyip durmaktan dilinde tüy bitti.

Şimdi Özgür Özel yepyeni bir umut ışığı yakmakta. 1930’lar zihniyetinin CHP’sinden ayrıldı, yeni parti kurdu.
Tamam, şu nazik mi nazik sıralarda Barış Süreci konusuna girmesi zor.
Fakat Yeni Parti’de 1930’lar zihniyetini devam ettirecek olanları kaybetmemek uğruna GERÇEKTEN ADİL bir Barış Süreci’ni en kısa zamanda desteklemezse, herkese yazık olur:
Barış Süreci’ne de, Yeni Parti’ye de, Özgür Özel’e de, Türkiye’ye de.