Baskın Oran

Mutlakıyete veya silinmeye doğru…

Geçen haftadan beri mutlak butlan ve Bilgi Üniversitesi konularında şu anda durum nedir, şimdilik yani, ona bakalım. Yarın sabaha kadar daha neler zuhur eder, bilinmez. Burası Türkiye.

İstanbul Bilgi Üniversitesi olayı, hangi ülkeden kime anlatsanız anlamaz türünden bir hadise. Üniversitelerin yasayla kurulduğu ve kapatıldığı Türkiye’de CB Erdoğan imzasıyla kapatıldı, 3 gün sonra aynı imzayla açılıverdi. Yazının sonuna bırakalım, çünkü bu mutlak butlan işi daha büyük hadise ve daha çetrefilli.

Milletçe durup dururken öğrendik:

Bir sözleşme; emredici hukuk kurallarına aykırıysa, ahlaka veya kamu düzenine aykırıysa, konusu imkânsızsa, yasanın öngördüğü zorunlu şekle uyulmadan yapılmışsa, mutlak butlanla sakat olur. İşlem hukuk düzeninde hiç doğmamış gibi kabul edilir.

Olay fazlasıyla uzun, ama mümkün olduğunca özet yazmaya çalışacağım.

Olanları hatırlatmak babında:

CHP’nin 4-5 Kasım 2023 kurultayında, 13 yıldır genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu 536 oy, Özgür Özel 812 oy aldı. Yani Özgür Özel seçildi. Nisan 2025’deki olağanüstü kurultaydan da aynı sonuç çıktı.

Partiden ihraç edilmiş olan Yüksel Özkanat ve kimi arkadaşları, maddi menfaatler sonucu delege iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle kurultay kararlarının mutlak butlan sonucu iptali için Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme reddedince İstinaf’a (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi) gitti.

İstinaf, Türk Medeni Kanunu ile Dernekler Kanunu’nu temel aldı ve 21.05.2026 tarihinde 2023 ve 2025 kurultayları hakkında şunları söyledi:

– Her iki kurultay da mutlak butlan nedeniyle iptal edilmiştir;
– Kasım 2023’ten önceki genel başkan K. Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu karar kesinleşene kadar tedbiren göreve devam edecektir;
– Karar, tebliğinden 2 hafta içinde Yargıtay’a yapılacak temyiz başvurusu sonucunda kesinleşecektir.
Parti kurultaylarındaki seçim uyuşmazlıklarında yalnızca ilçe ve il seçim kurullarının yetkili olduğu, dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinin kurultay iptal yetkisi bulunmadığı için, bu karar hukukçuların ciddi itirazlarına yol açtı.

Bunun üzerine MHP İstanbul Milletvekili ve Hukuk ve Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız 25 Mayıs’ta sosyal medyadan bir paylaşım yaptı:

Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) Madde 21 Fıkra 11 hükümleri mevcutken, Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu’nun uygulanması mümkün değildir. Asliye Hukuk Mahkemesinin yetki alanı genel kurulun seçim maddesine kadar olan işlemlerine ilişkindir. (Örneğin, mali raporların ibrası gibi).

Yani Feti Yıldız, mutlak butlan kararının geçersiz olduğunu, eğer bunda ısrar edilecek olursa Fıkra 11’deki süreler içinde yeni bir kurultay yapmak zorundasınız, diyordu.

Çünkü Fıkra 11 şöyle:

Hâkim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde 1 aydan az ve 2 aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir. Belirlenen günde yalnız seçim yapılır ve seçim işlemleri bu madde ile kanunun öngördüğü diğer hükümlere uygun olarak yürütülür.

İlginç olan husus şu ki, Feti Yıldız bu paylaşımını aynı gün içinde sildi.

Oysa ertesi gün, eski TBMM Başkanı ve AKP’li Bülent Arınç da mutlak butlan kararının “yetki, görev ve usul hukuku bakımından yanlış” olduğunu bildiriyordu.

Ayrıca Arınç fevkalade önemli bir hususa işaret ediyordu:

Asıl vahim olanın, bu kararın ihtiyati tedbirli olarak verilmesi olduğunu, çünkü bunun Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa dönüşünü sağladığını ve Yargıtay denetimi tamamlanmadan mutlak butlanın uygulamaya konulmasının kaos ortamı doğurduğunu söylüyordu.

Gerisini hatırlatmaya gerek yok, çünkü unutmak mümkün değil: Polis CHP genel merkezine kapıyı kırarak ve biber gazı ile plastik mermi kullanarak girdi ve boşalttı.

İçişleri Bakanı M. Çiftçi, bu polis eyleminin Kılıçdaroğlu’nun talebi üzerine yapıldığını açıkladı.

Şimdi düşünmeye başlayalım. Tabii, hukuk çerçevesinde ve bir hukuk devleti mantığı içinde.

***

Önce, doğrucudavut Feti Yıldız’ın kendi duyurusunu aynı gün öğleden sonra silmesi meselesi:

Bu duyuru, AKP ile MHP’nin Çözüm Süreci’ne ilişkin çekişme ve pazarlıkları açısından sorun yaratabilirdi. Dolayısıyla MHP, hukuku gözetmenin ve açık sözlülüğün AKP’yle çatışma doğuracağını düşünüp sildirmiş olmalı. Akla başka bişey gelmiyor.

D. Bahçeli’nin ertesi gün bu konuda partinin gayriresmî yayın organı Türkgün’de bir açıklama yapılacağı duyuruldu, ama hiç öyle olmadı, Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğunu tekrarlayan çok sudan ve çok genel bir demeçti.

Diğer doğrucudavut B. Arınç, AKP içinde tecrit edilmiş vaziyette zaten.

***

İstinaf kararının hangi tarihte, yani hangi olaydan önce veya sonra verildiği ve ilan edildiği, en azından kararın hukuksal değeri kadar “ilginç” bir husus.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu, gizli oy-açık sayım yapılan bir seçimde iradenin nasıl bilinebileceği sorusunu da sorarak, bu fevkalade dikenli konuyu dikkatle özetliyor.

Özellikle de, kararın verildiği tarih ile açıklandığı tarih konusuna dikkatleri çekerek, mutlak butlan kararının kimin tarafından alındığını ve kimin tarafından açıklandığını sorguluyor. Okuyunuz.

Yargıtay’ın vereceği karar CHP açısından elbette önemli. Ama yarın veya öbür gün, istisnasız herhangi bir partinin başına gelebilecek bu durumun böyle kapatılıvermesi çok acayip. Bundan sonra en küçük hediye, vaat vesaireyle herhangi bir partinin yönetim kadrosunun yıllar sonra bile değişmesine yol açabilir.

***

Bütün bunları, avukatım Oya Aydın Göktaş’la konuştuk. Şu sonuç çıktı:

Anayasa’ya ve SPK’ya göre Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ve devamında İstinaf’ın seçimlerle ilgili herhangi bir yetkisi yok. Bu nedenle, Mutlak Butlan kararı tamamen yetkisiz bir mahkeme tarafından verilmiş yok hükmünde bir karar.

Çünkü Anayasa’ya ve SPK’ye göre genel kurulun denetimi İlçe Seçim kurulu ve İl Seçim Kurulu ve son merci olarak da Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) oluşan bir seçim yargısının denetimine tabi.

Üstelik, maddi menfaat sağlandığı iddia ediliyor, ama böyle nazik bir seçimde oyları satın almak için tehdit de kullanmak gerekir. Bu iddia yok.

Şimdi iptal edilen seçim o dönemde bütün bu kurullar tarafından anayasaya uygun bulunmuş ve sonuç kesinleşmiş. Kesinleşen bir seçimle ilgili bir hukuk mahkemesinin böyle bir karar vermesi bütün bir anayasa ve hukuk sisteminin yok sayılması demek. Bu çok açık.

Ama ben yaptım oldu deniyorsa, o zaman da başka bir zorunluluk doğar: SPK’ya göre iptal edilen kurultay seçimlerinin Fıkra 11 gereği en kısa sürede yapılması kuralı uygulanır.

Özetle: Seçimin iptali hukuksuzdur, ama madem bu hukuk dışı kararı bu devlet uygulamıştır, o zaman yasaya göre en geç 2 ay içinde bu seçim yenilenmelidir.

Anayasa hukukçusu Prof. Tolga Şirin mutlak butlanın %100 politik bir karar olduğunu, en azından 10 sebeple geçersiz sayılması gerektiğini ve hatta anayasa ihlali oluşturduğunu X’de yazdı. Tartışmayı bitirmek adına okuyunuz.

Eğer devam etmeye gücünüz kaldıysa, Bilgi Üniversitesi hadisesiyle bitirelim.

Geçen hafta yazdığım gibi, İstanbul Bilgi Üniversitesi 22 Mayıs 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, “faaliyet izninin kaldırılması” nedeniyle kapatıldı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) mevzuatına dayandırılan gerekçede; üniversitenin mevcut mal varlığıyla eğitim faaliyetlerini sürdüremeyeceğinin tespit edildiği öne sürüldü. Karara göre okulun yönetimi ve öğrencileri vs. garantör devlet üniversitesi olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne (MSGSÜ) devredilecekti.

Sınavların başlaması beklenirken patlayan bu olayı protesto eden öğrencileri polis gözaltına alındı.

Kapatmadan 3 gün sonra (25 Mayıs 2026), Üniversite yine aynı makamın imzasıyla yeniden açıldı. Üniversiteler kanunla açılıp kapatıldığı için, Türkiye eğitim tarihinde benzeri görülmemiş bu olay kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

YÖK Başkanı Erol Özvar, bu aç-kapa hadisesini şöyle izah ediyordu:

Cumhurbaşkanımız öğrencilerimizin eğitim hayatının aksamaması, ailelerimizin huzurunun korunması ve üniversite çalışanlarımızın haklarının gözetilmesi yönündeki süreci hassasiyetle yeniden değerlendirmiştir (…)

İlk karar, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir hukuki işlemdi. Ancak sonrasında sunulan raporlar ve güncel durum değerlendirmeleri doğrultusunda sayın cumhurbaşkanımız, her zaman olduğu gibi öğrencilerimizin, ailelerimizin ve üniversite çalışanlarımızın beklentilerini hassasiyetle gözetmiştir.

Yâ Hû, öğrencilerini ve onların ailelerini ne kadar düşünen bir cumhurbaşkanımız var!

İyi de, bunları 3 gün önce düşünmemiş olmasını nasıl yorumlayacağız?

Taha Akyol’un yazdığı gibi “sunulan raporlar ve güncel durum değerlendirmeleri”ni cumhurbaşkanımız önceden görmeden mi atıyor imzayı? Vakti bu kadar mı kısıtlı?

En basitinden, geçen hafta yazdığım gibi, bırak idari ve teknik personeli, Bilgi’nin 21.814 öğrencisini, kapasitesi 11.000 öğrenciyle sınırlı olan MSGSÜ’nün neresine yerleştireceksin? Cumhurbaşkanımız veya danışmanları aritmetik de mi bilmiyorlar?
La Havle ve La Kuvvete.

700 yıllık bir devlet 21. Yüzyılda Tek Adam Yönetimi’ne geçince böyle yönetiliyor demek ki.

Rabbim sonumuzu hayreyle, bugünün devlet yönetme felsefesi tabiriyle.

Önceki Yazı