Baskın Oran

Türkiye’nin Paşinyan’ı derhal desteklemesi gerekiyor

7 Haziran Pazar günü yani iki gün sonra Ermenistan’da seçim var. Anketler Başbakan Nikol Paşinyan’ın kazanacağı yönünde.

Ama kazandıktan sonra başlayacak Türkiye-Ermenistan olayı. Çünkü Paşinyan’ın işi kolay değil; “derhal” deyişimin sebebi de bu.

Fotoğrafta, 8 Ağustos 2025 tarihinde Beyaz Saray’da gerçekleşen tarihi zirvede el sıkışan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve ABD Başkanı Donald Trump görülmektedir.

1) Ermenistan, 1994’te Azerbaycan’dan savaşarak aldığı Dağlık Karabağ’ı 2023’te geri verdi. Paşinyan bu yüzden içeride çok düşman kazandı. Hain ilan edildi. Ordu istifasını istedi. İstifa etti ama, halkını ikna etmeyi başarmış ki yapılan seçimleri tekrar kazandı.

2) Kazanmak bir yana, geçenlerde (8 Mayıs’ta) yazmıştım, Paşinyan Çin’in B. Avrupa için çok önemli olan “Kuşak-Yol Projesi” ortamından da yararlanarak, 4 Mayıs’ta Erivan’da bir Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesine ev sahipliği yaptı. Türkiye de katıldı.

Yani Ermenistan, Rusya’nın “abi”liğine karşı AB’yle önemli bir yakınlaşmaya girişti.

Bu bir anlamda, Ermenistan’a doğal gaz ve destek sağlayan Rusya’yı karşısına almak demekti. Nitekim Trump’ın Paşinyan’a “tam destek” açıklaması üzerine zaten iki ülke ticaretini kısıtlamaya başlamış olan Putin, Erivan’daki büyükelçisini “istişare” için geri çağırdı.

Kuşak-Yol Projesi’nin gerçekleşmesi zaman alacağına göre, Ermenistan’ı sıkıntılara sokabilir Putin. Neyse ki Ukrayna’yla meşgul.

3) Ermenistan’da, Ordu’nun yanı sıra, özellikle Türkiye’yle ilişkilerin düzelmesine soğuk duran sert bir üçlü ittifak var: Taşnak Partisi + Kilise + Diaspora.

Paşinyan bunların üçüne birden aynı anda kafa tutarak devrim gibi bir huruç hareketine girişmiş bulunmakta. Ciddi risk.

Ararat Mirzoyan

4) Bu ittifakın ilk iki üyesinden çok daha sivrisi Diaspora. Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan bu çok nazik konuda 6 Mayıs’ta ince ve gerçekçi bir demeç verdi:

Türkiye ile ikili ilişkilerimiz olgun bir düzeye ulaştı. Komşularımızla sorun yaşamak ve bir nesli daha kaybetmek istemiyoruz. Başka vatandaşlıklara sahip diaspora ile burada, Ermenistan’da yaşayanlar arasında görüş ve ihtiyaç farkları var. Onlar bizim kardeşlerimiz ama Ermenistan yurttaşları ile istekleri her zaman örtüşmüyor. Daha gerçekçi bir siyasi bakışla bu sınırlar içinde savaşmadan nasıl kalkınacağımızı planlıyoruz. Onlar da artık bizi anlamaya başladılar.

Bu da ciddi bir risk. Çünkü 1915 Ermeni Soykırımı anıları, her biri dünyanın bir köşesine dağılmış olan Diaspora’nın kimliği için belkemiği niteliğinde.

***

Başlıcaları böyle olan riskler ortamında eğer seçilirse Paşinyan’ın işi epey nazik.

İşte Türkiye böylesi bir ortamda Paşinyan’a kolaylık gösterirse kendi ulusal çıkarlarını da gözetmiş olacak.

Kolaylık göstermek derken, önce ortam:

Trump her zaman melanet üretecek değil ya, bu sefer de iyi bişey yaptı. Birbirinin gözünü oymaya yönelik bir yakın geçmişten gelen Azerbaycan ile Ermenistan Mart 2025’te, çatışmaları ve çatışma konularını sona erdirmek için bir anlaşma metnini parafladılar Beyaz Saray’da.

Paraflamak, malum, imzalamaya ve uygulamaya yönelik bir niyet göstergesi; ad ve soyadının baş harflerini koyuyorlar taraflar.

Ama tabii ki paraflama, anlaşmanın imzalandığı ve yürürlüğe girdiği anlamına gelmiyor. Anlaşma, Azerbaycan’a karşı toprak iddialarını içeren Ermenistan Anayasası değiştirildikten sonra imzalanarak resmiyet kazanacak.

Aman, yanlış anlaşılmasın diye hemen ilave edeyim:

Beyaz Saray’daki anlaşmanın en ilginç maddesi, Azerbaycan’ı doğrudan Nahçıvan’a ve oradan Türkiye’ye bağlayacak Zengezur projesi.

Ermenistan’dan geçecek güzergah ABD’ye 99 yıllığına kiralanarak “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası (TRIPP)” adıyla geliştirilecek. Proje; demiryolu, enerji hatları ve fiber optik altyapıyı kapsayacak, ABD destekli konsorsiyum tarafından Ermenistan yasalarına tabi olarak işletilecek.

Yani Trump, bildiğimiz Trump. Aksi halde acayip olurdu.

***

Beyaz Saray’daki anlaşmanın Ermeni Anayasası’nın değiştirilmesine bağlanmasının altında yatan şu:

SSCB dağılmadan önce Ermenistan’ın 23 Ağustos 1990’da yayınladığı bir metin var: “Ermenistan’ın Bağımsızlığı Hakkında Bildiri”. Bunun 11. Maddesi şöyleydi:

Ermenistan Cumhuriyeti, 1915’te Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan’da yapılan Soykırımın uluslararası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları destekleyecektir.” Buradaki “Batı Ermenistan”, tabii, D. Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı toprakları kastediyor.

Fakat bu 1990 bildirisi, Ermenistan’ın bağımsızlığa eriştiğinde yayınladığı 23 Eylül 1991 tarihli “Ermenistan’ın Bağımsızlığı Bildirisi”yle karıştırılıyor. 1990’daki ifadeler 1991’de yok. 1995 tarihli Ermenistan Anayasası’nda da yok.

Bu 95 Anayasası, “Ermeni halkı, Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne nakşolunmuş Ermeni devletinin temel ilkelerini ve ulusal isteklerini esas kabul ederek…” diyerek 1991 Bildirisi’ne gönderme yapmakla yetiniyor.

Türkiye’den toprak talepleri hakkında ise Ermenistan yetkililer böyle bişey olmadığını açıkça ve defalarca ilan ettiler. Zaten tersi çok acayip olurdu; 85 milyonluk Türkiye’ye karşı nüfusu 2,5 milyona inmiş bir Ermenistan var.

Bu ortamda, Türkiye ile Ermenistan Zürich’te büyük devletlerin “nezaretinde” 10 Ekim 2009’da 2 protokol imzaladılar. Türkiye’nin Azerbaycan engeli nedeniyle uygulayamadığı bu protokollerden birincisi diplomatik ilişki kurmaya, ikincisi ise ortak sınırın açılmasına ve ilişkilerin geliştirilmesine ilişkindi.

Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol. Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan (sol) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu (sağ), İsviçre’nin Zürih kentinde protokolleri imzalarken. Yazılma: 31 Ağustos 2009 – İmzalanma: 10 Ekim 2009

Gerisini, yukarıda sözünü ettiğim 8 Mayıs tarihli yazımda anlatmıştım.

***

Şimdi gelelim, sözünü ettiğim desteğin Türkiye’ye niçin yarayacağına.

a) İttihatçıların işlediği 1915 rezaleti yüzünden bir asrı aşkın süredir dış politikası malul hale getirilmiş ve hâlâ bunun farkına varamayan milyonlarca vatandaş barındıran bir Türkiye var.

Bu Türkiye, bırakın insanî tutumun önemini, Soykırım kavramını Tarih’e yollayarak Türk dış politikasını nihayet özerkleştirmek fırsatı yakalayacak.

Bunun için, Başbakan Paşinyan gibi birisini bir daha bulamaz. Çünkü Paşinyan’ın tüm amacı, tabii ki kendi ülkesi için, geçmişi unutup geleceğe bakmak.

b) Paşinyan’a verilecek destek aynı anda hem Türkiye’nin hem de Ermenistan’ın çıkarını gözetecek. Böylesine mükemmel bir duruma yol açacak kararı vermek fırsatı hiçbir ülkenin eline kolay kolay geçmez.

Lozan Birinci Dünya Savaşını bitiren antlaşmalar içinde hâlâ uygulanan tek antlaşma olmasını sadece buna borçludur. Uluslararası ilişkilerde iki tarafın da çıkarını gözetmeyen, tek tarafı arş-ı âlâya çıkaran anlaşmalar yürümez.

c) Paşinyan, 8 Mayıs’ta da yazmıştım, ülkesini Rusya’nın “abi”liğinden kurtarmakta ve Trump’ın abiliğine kaptırmadan Avrupa Birliği’ne (AB) yaklaşmakta.

AB’yle ilişkilerde Türk dış politikasının şimdiye kadar Kıbrıs’ın yanı sıra bir de Ermeni/Ermenistan pürüzü vardı; o pürüz Paşinyan’ın ülkesiyle dostluk sayesinde ortadan kalkacak.

***

Esas konuyla, yani Türkiye’nin Paşinyan’a vereceği desteğin ne olduğuyla bitirelim:

Seçimler yapılıp Paşinyan’ın yine başbakan olduğu belli olur olmaz, başka hiçbir şeyi mesela Ermenistan Anayasası’nın değiştirilmesini filan beklemeden, sınırın açıldığını hemen ilan etmek.

Kendi kamuoyuna bu denli radikal bir durumu kabul ettirmek zorunda olan Paşinyan için ancak böyle bir zamanlama değerli olacaktır.

***

Ve bir de, hiç teferruat saymayın, açılacak sınır kapısının adını Hrant Dink Kapısı koymak.

Türk-Ermeni dostluğu için hayatını vermiş bu insana hakkını ödemek için değil sadece. Hrant Ermeni olduğu için. Ve Türk vatandaşı olduğu için.

Ancak böyle yaparsa Türkiye, bunca riske rağmen Batı’ya ve Türkiye’ye yaklaşmak isteyen Paşinyan’ı rahatlatacaktır.
Kendisini de.

Önceki Yazı