Baskın Oran

Türkiye kaosunun mini fotokopisi: Zeki Müren Caddesi

Türkiye kaosunu anlatmak fuzuli, ama yine de kısaca:

Ekonomide kaos. CB Erdoğan’ın, Eylül 2021’de yani tam 5 yıl önce “faiz sebep enflasyon sonuçtur” deyip İslam dininin nas hükmü icabı faizleri dibe vurdurarak enflasyonu azdırmasının direkt sonucu.

İç politikada kaos. Baskıların dozu saat başı artırılıyor. Sadece muhalefete değil üstelik. Ör. kadına yönelik şiddeti saçını örerek protesto eden hemşire İkra Avcı, aleyhine açılan davada beraat ettiği halde geçen hafta devlet memurluğundan atıldı. Gerekçe gösterilmeksizin.

Dış politikada kaos. CB Erdoğan bu alanda bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor ülkemize: “Bizim önceliğimiz Avrupa Birliği değil. Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz.

Artık Türkiye’nin önceliği Orta Doğu kaosu. İran olayını yüzüne gözüne bulaştırıp Pasifik’e kaçmak için Mekke Paktı’nı günübirlik bir “iş seyahati”nde CB Erdoğan’a imzalatan Trump’ın Orta Doğu kayyımıyız artık. Hayırlı olsun.

Hayırlı olsun da, Suriye’nin Türkiye sınırına 60 km mesafedeki Ebu Zuhur Askerî Havaalanı’nı Türk askerleri konuşlanabilir gerekçesiyle bombalayan kıytırık Netanyahu’nun bile paparasını yemiş bulunuyoruz:

Güneye doğru ilerleyen bir Türk askerî yapılanmasını tolere etmeyeceğiz. Çünkü bu bizi tehdit ediyor. Mesaj iletildi ama görünüşe göre duymadılar. Biz de [Ebu Zuhur’la] daha iyi anlamalarını sağladık.

***

Gelelim bu ulusal kaos rezaletinin mini fotokopisine. Zeki Müren Caddesi’ne.

Zeki’nin şimdi müze olan 11 numaradaki evinden adını alan 200 metrelik bu kısa cadde, “cadde” dendiğine bakmayın, epey dardır. 1 gidiş 1 geliştir. Dolayısıyla, üzerinde park etmek kesin yasaktır. Bütün direklerde “Park Yapılmaz” yazar ve onun altında da çekiciyle götürülen otomobil krokisi yer alır.

Eğer birine beddua etmek gerekirse ‘Z. Müren Caddesi’nde oturursun inşallah’ demeyi düşünüyorum. Zira son iki yıldır burada sabahın 9’undan gece yarısına kadar zaman zaman korkunç yüksekliğe çıkan korna sesleri insanı boğuyor.

Çünkü bu kısacık cadde, halk arasında Barlar Sokağı diye anılan çarşıya yani Cumhuriyet Caddesi’ne kavuştuğu için çok işlek bir sokaktır ve otomobiller hiç aralık bırakmadan park etmektedir. Tabii, solda kalan tek şeritte burun buruna gelen otomobiller ile turist otobüsleri sanki yolu açabilirmiş gibi durmadan kornalarına abanmaktadırlar. Bu sırada manevra yapmak zorunda kalan otobüslerin dakikalarca sürebilen geri vites sesleri belası da ayrı.

Eğer park yasağı varsa Emniyet Trafik niye müdahale etmiyor demeyin. Çünkü ediyor: Her sezon başında 2 kere gelip arabaları çekiyor ve ondan sonra bir daha uğramıyor.

Pardon, haftada 1 gibi uğruyor da, ‘’Sağda araç park etmiş olanlar! Araçlarınızı oradan hemen kaldırın!’ diye canavar düdüğü refakatinde hoparlör bağırtmak için uğruyor.

Araçların ön camlarına, başka park edecekleri caydırabilecek ceza kağıdı da yapıştırılmıyor. Sorsak cevap muhtemelen şöyle olacak: ‘Cezayı dijital olarak yazıyoruz.’ Bi de bu sebeple, tek bir araba park etti mi gerisi ânında şeridi boydan boya tamamlıyor. Aynen, bir köpeğin ayağını kaldırıp işediği yere diğer köpeklerin de gelip kokladıktan sonra işemesi gibi.

Cadde boyunca konuşlanmış 18 ev ve motelde yaşayanlar bu korkunç gürültü kaosunu gün boyunca ara ara çekmek zorundalar.

“Burası Türkiye” olduğu için ve ayrıca, yeterli personeli olmaması sebebiyle olay dışında kalan Bodrum Emniyeti sayesinde.

***

Önümüzdeki seçim, “Batı” kelimesini Amerikalı Trump olarak yorumlayıp Orta Doğu kaosuna kayyım olmaya soyunanlar ile artık demokrasiyi kurmak isteyenlerin mücadelesi olacak.

Tabii, Yeni Parti kendini buna yeterli derecede hazırlayabilirse.

***

Bu millet ve devlet kaynaklı kaostan sonra, gelelim Diyanetimiz kaynaklı olanına.

Z. Müren Caddesi’nin başladığı küçük kavşaktan yukarıya Telgrafçı Kemal Sokak uzanır. Hemen sağda kaymakam lojmanı, hemen solda yargıç ve savcı lojmanları.

Onların yaklaşık 20 m. yukarısında ve bizim eve yaklaşık 150 m. mesafede Bodrum Müftü Lojmanı yer alıyor. Onun caddeye bakan kısmına hoparlör koymuşlar, sesin korkunç yüksekliğine bakılırsa birden fazla hoparlör olması çok muhtemeldir, nasıl bangır bangır bir ses, anlatamam (o sesten tadımlık).

Yanlış yazdım sanmayınız, orada cami filan yok. Diğer ezanlar tamam da, cami olmayan bir yerden sabahın köründe patlayan bu denli yüksek ses insanı dinden soğutur diye düşünen büyüklerimiz yok mudur?

Tabii, Perşembe öğleden sonra ve Cumaları 5 vakit ezan dışında neşriyat da mevcut.

***

Bu arada söylemeyi unuttum, bu “hoparlörlü lojman”ın hemen dibinde Bodrum’un en dikkate değer ve belki de en lüks oteli yer almakta: Manastır Otel.

Hadi memur oldukları için yargıç-savcı ve kaymakamın sesi çıkmaz deseniz bile, bu otelin müşterileri özellikle de sabah ezanıyla uyanınca ne yapıyorlar, merak konusudur.

Yeri gelmişken; bugünkü meşhur Halikarnas Disko’nun 1923’te inşası tamamlanmamış küçük bir manastır olduğunu belki bilmiyor olabilirsiniz ama, Manastır Otel’i duymuşsunuzdur. Rumlar Ocak 1923’te zorunlu mübadeleye tabi tutulmadan önce orada büyük bir manastır varmış, sonra yıkmışız, ama tarihe ve başkalarının ibadet yerlerine saygılı olduğumuz için taşlarını tek tek numaralamışız.

Fakat işin ilginç tarafı şurada ki, bu numaralanmış taşların nerede olduğunu bugün bilen tek kişi yok.

***

Netice-i kelam:

Arkadaşım Bülent’in dediği gibi “Yurtta Kaos, Dünyada Kaos”.

Önceki Yazı