Baskın Oran

Abime anlatamadıklarımı siz dinleyin

Bugün İzmir’den abim aradı. O da Mülkiyelidir, 1955 mezunu.

Her gün konuşuruz, bir gün ben aramazsam o arar. 95’ini bitirdi maşallah. Gözleri sarı nokta, ama kafası benim küçüklüğümdeki yaygın deyişe göre ‘Singer dikiş makinesi gibi çalışıyor’.

Ama gözleri görmediği için sıkılıyor. Kulaklıklarını takıyor ve televizyon haberlerini dikkatle dinliyor, her seferinde de bana soruyor:

“Ne olacak oğlum bu memleketin hali? Yine şunu şunu dinledim; sen ne diyorsun?

***

Ben adam olmam. Serde öğretmenlik var ya, bu sorunun sebebini çok iyi bildiğim halde her seferinde anlatmaya başlarım ne düşündüğümü. Ama ağzımdan ilk beş kelime çıktı çıkmadı, abim keser ve kendisi anlatmaya başlar.

“Abicim, bi soru sordun, bırak da cevap vereyim” derim saf saf, biraz da kızarak.

Oysa abim bana “sen ne diyorsun?” derken, kendi dinlediğini anlatabilmek için sormaktadır; benim ne düşündüğümü öğrenmek için değil. Bittabi, kendi çocukluğundan ve gençliğinden küçük küçük anıları inanılmaz bir maharetle aralara serpiştirerek.

Mesela bugünkü konumuz, gazeteci Murat Ağırel’in iddiaları üzerine Melih Gökçek hakkında soruşturma açılmasıdır ya, niye açılmıştır acaba diye yarım ağızla sorar hiç bu isimleri belirtmeden. Belirtmez, çünkü bakalım ben biliyor muyum konuyu, anlayabilecek miyim.

Ve o konu bitmeden geçer, Girne açıklarındaki gemi kazasına. Yine isim filan yok.

Çok orijinal adamdır benim abim. Sizde var mı 95 yaşında, okumuş yazmış cinsinden?

Merak ederseniz: Biz 1925, 27, 29, 31 ve 45 yıllarında doğmuş beş kardeşiz.

İdik. Herkes sırasını gözeterek usulca çekildi, şimdi abimle ben kaldık.

***

Abiciğimin ağzıma tıkadığı konuyu hiç olmazsa sizle paylaşayım da bari, içimde kalmasın.

Tabii ki, CB Erdoğan’a gözünün üstünde kaşın var diyenlerin kendini TCK Md. 299’dan içerde buluvermesi gibi durumlardan bahsetmiyoruz.

Hatta, Deniz Göktaş gibi tahliye edilenlerin aynı tahliye kapısında başka “suç”tan tekrar tutuklanmalarından da. Çünkü böyle şeyler artık vak’a-i adiyeden sayılıyor. Taa Osman Kavala’yla başladı, devam etti:

Selçuk Kozağaçlı ve avukat arkadaşları, hastaneden getirtilen Ayşe Barım, televizyoncu Arif Kocabıyık, ardından İBB davasından tahliye edilen 11 kişinin beş saat sonra evlerinden alınması gibi olaylarla…

Peki, nedir bahsettiğimiz? Şu:

Sayısı gittikçe artan kişilerin, AKP’nin durumu iyiye gitmediği için erken seçime gidileceğine ilişkin sözleri.

İ. Bülent Çelik’in 20 Ağustos 2026 tarihli karikatürü

Peki, bir yandan durmadan takılan rozetler ve her gün başka partilerden gürültülü transferler ortamında iken, mevcut “kanıt”lar nedir böyle bir öngörü için?

Bir defa, son zamanlarda AKP’nin en sağlam yandaşları diye bildiğimiz kurum ve kişilerin gazete sütunlarında “şüpheli” hatta “sanık” haline gelmekte olmaları.

Süleymancılar bi tarafa, Cem Küçük olayı. Şimdi de Melih Gökçek.

“Kuruluş felsefemizden saptık” iddiaları. Şamil Tayyar’ın bahsettiği, sanki liderlik Erdoğan’ın doğal hakkı değilmiş gibi parti içinde “liderlik sonrası” döneme hazırlanan grupların “partinin altını oyması” meselesi.

Arabasının Süleymancıların kaçmasında kullanıldığı haberleri üzerine eski içişleri bakanı İ. N. Şahin’in ifadeye çağrılması.

AKP kurucuları başta olmak üzere partililerin gittikçe yoğunlaşan, halkın ekonomik çöküntüye uğradığı da dahil, şikayetleri.

Külliye bürokrasisinin parti mekanizmalarını gölgede bıraktığına ilişkin şikayetler.

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve yeni Adalet Bakanının büyük desteğiyle artık aydınlatılacağı vaat edilen faili meçhul cinayetlerin (tabii ki Beyaz Toros “operasyon”ları hariç!) yaratacağı “adaletten kaçılmaz!” atmosferine bütün bunların da ekleneceği umudu …

***

Acaba bütün bunlar yeterli mi, CB Erdoğan’ın ülkede olmasa bile partisi içinde demokrasiye karar vermesi için?
Bu soruya he deyivermek zor, çünkü tekrar parlamenter rejime dönülmesi gerekecek ve CB Erdoğan’ın en yapmayacağı/yapamayacağı da bu.

Tam tersine, Cumhurbaşkanlığının başdanışmanı ve fiilî sözcüsü olan, gençliğinde Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) üyeliğinde bulunmuş Mehmet Uçum yeni yapılacak anayasadan o kadar emin ki, referanduma götürülmesini, halkın onayının bir de böylece alınıp çelikleşmesini isteyebiliyor.

***

Peki, başka bir taraftan yaklaşırsak, “ahlakçı”larımızı tatmin için Manifest gösterilerinin yasaklanması ve kurucu-menajerinin “müstehcenlik”ten tutuklanması, dahası, Deniz Göktaş gibi komedyenlerin “milli ve manevi değerlere hakaret”ten içeri atılması ve tam tahliye ânında tekrar tutuklatılmaları yetmiyor mu AKP’nin muhafazakar seçmenini partiye daha da bağlamaya?

Veya, büyük şirketlerden birikmiş alacaklarını alamadıkları için sonunda Ankara’ya gelen maden işçilerini polisle sindirmek, sendikacılarını da “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten tutuklatmak yetmiyor mu?

***

Bence bütün bunlar, son hafta içinde ortaya çıkan kimi haberler bâbında ikinci planda kalmakta. Önemli olan şu gibi gözüküyor:

“Yapılacak erken seçime yaklaşık 5-6 ay kala gündeme getirilecek” ve tüm emeklileri kapsayacak tek seferlik yüksek bir maaş artışı haberleri.

Buna ilaveten, BAĞ-KUR prim borcu bulunan esnafa borçlarını ödeme olanağı tanınması için 36 aya kadar vadeli ek kredi imkanlarının gündeme geleceğinden bahsediliyor.

Büyük şirketleri de unutmadan: Ödeme zorluğu çeken şirketler için kredilerde kolaylık sağlanacak.

***

Ve böylesi bir ekonomik ortamda, iktidarın bu bonkörlüklerinin, Mehmet Şimşek’e kalan saçlarını da yoldurtacak cinsten olması mümkündür.

Önceki Yazı