Baskın Oran

Size de oluyor mu?

Bazı haberleri okurken aklıma bazı şeyler hücum ediyor. Size de oluyor mu? Mesela, birkaçını sayayım:

1) Başbakan Erdoğan, Mısır büyükelçimizin istenmeyen adam ilan edilmesi haberini Trabzon’da aldı. O sırada şöyle diyordu: “Trabzon’la aramızda 61 şifresi var. Fetih 1461, plaka 61, ben de 61 yaşındayım” (M. Yetkin, Radikal, 26.11.2013).

Tabii, Erdoğan’ın daha epey çabalaması lazım K. Evren’in düzeyine gelmek için. Ama bu da zamanla olacaktır. Üstat ne diyordu: “Bugün, yani 1917 yılının 7. ayının 17. günü doğdum. 7 yaşında okula başladım. 17 yaşında Harp Okulu’na girdim. 27 yaşında evlendim. 227. Alayın 57. Bataryasında görev yaptım. 12 Eylül, Cumhuriyetimizin 57. yılına tekabül ediyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 17. Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı oldum. 7 Aralık 1983’te ilk defa TBMM’de hitap ettim. Kaldığım Tandoğan Apartmanı’nın numarası da 17 idi.

Hayrettin Hoca fetvası

2)Angola’da İslam yasaklandı, camilerin yıkımı başladı” diye bir haber medyamızda patladı. Yüzde 95’i Protestan, Müslümanları ise iyice azınlıkta olan bu ülkede yöneticilerin durup dururken böyle yapmalarına çok şaştım.

Ama hemen toparladım: Yeni Şafak okuyorlardı! Gazetenin başlıca yazarlarından, İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman fetva vermiş, çoğunluğun benimsediği değerleri (kendi tabiriyle) “takmamak” yüzünden başımıza açılan dertlerin çaresini açıklamıştı: “Bana göre birinci çare, yüzde yüze yakını Müslüman olan bu toplumda (…) bireylerin, muhtaç oldukları çoğunluğun hatırı için bazı özgürlüklerini gönüllü olarak kullanmamalarıdır. İnadına kullanırlarsa, en azından mahalle baskısı, değerleri çiğnenen çoğunluğun hakkı olur.”

Neyse, ertesi gün düzeltildi, haber yanlışmış. İçim rahatladı, Angola Müslümanları açısından.

3) AKP İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, “Dershanelere ihtiyaç duyulmayacak bir iyileştirme yapılmadan kapatılmasına evet demenin doğru olmadığını düşünüyorum” dedi. Bu futbolcu arkadaş artık bozuk bir Türkçeyle bile olsa ağzını açıp konuştuysa, bu Cemaat bu AKP’yi yiyecek demektir. Eminim.

Kızlı-erkekli!

4) İstanbul’da bir email arkadaşım var, adı Palmet, bana maniler yazıp yollar ara sıra, bu sefer de, “Kızlı erkekli eğitimi kaldıracağız dedi adam! Nirvana yaww!” deyip şu dörtlüğü göndermiş: “Bu laftan sonra Nesimi gibi derim yüzülse / Yani hiç canım acımaz, iş aracı üstümden geçse / Ya, artık bu adamlar, bu zihniyetler kazınsa bitse / Kimler gelir küfreder arkadan hepimize”.

Bir baktım, meğer AKP’li TBMM Başkanvekili Sadık Yakut kalkıp böyle bir demeç vermiş! Ben hep düşünürdüm, bu fukara ne şanssız bir zattır, bütün kavgalı-dövüşlü oturumlar onun riyasetine rastlıyor, diye. Meğer olay tam tersineymiş. Kavgalar bu zat  riyaset edince çıkıyormuş, diyorum artık.

Arkasından, TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Fikri Işık konuştu: “Karma eğitim seçmeli olmalı” dedi.  Zekice buluş, doğrusu. Çünkü, artık ne hikmetse, seçmelikler arasında “Hz. Muhammed’in Hayatı” birinci ve Matematik Uygulamaları dersinin yanı sıra “Kuran-ı Kerim” dersi ikinci çıkıyor; adeta zorunlu dersmiş gibi.

5) Başbakan, “Ahmet Kaya’ya kimler saldırdı? Gezi Parkı’nda bize saldıranlar saldırdı. Şimdi diyorlar ki ben o sırada tuvaletteydim ben o sırada dışarıdaydım ulan hepiniz oradaydınız. Kamera kayıtlarında hepinizi görüyoruz!” deyince, ilk açıklama TİKA Başkanı Serdar Çam’dan geldi. Twitter hesabından yazdığı mesajda, ‘ulan’ ile ‘oğlan’ın eş anlamlı olduğunu söyledi. Ben de dedim ki kendi kendime, bu izahat kimin aklına gelirdi, helal olsun ulan.

6) CHP’li Muharrem İnce’nin, “Atatürk olmasaydı, Adınız Dimitri olurdu, Yorgo olurdu” hikmetini yumurtlaması üzerine şöyle düşündüm:

Bugün adları Ahmet-Mehmet olanlar hakikaten Atatürk’e dua etmelidirler diye düşünüyorum çünkü Yorgo olsaydı adları, mesela 1941-42’de bütün aile erkekleri askere diye Amele Taburları’na sevk edilirdi. Mesela 1942’de Varlık Vergisi’ne tabi tutulup, ödeyemeyince Aşkale’ye taş kırmaya yollanırdı. Mesela 6-7 Eylül’de evleri yağma ve tahrip edilirdi. Mesela 1964’te gayrimenkulleri gasp ve kendileri sürgün edilirdi. Atatürk sayesinde bunlardan kurtulmuşlardır, teşekkür borçludurlar”.

Ayasofya’nın mahzunluğu

Aa, sonra bir baktım, Amerika’dan bizim Nurhan videosunu yollamış internetten, İstanbullu Mihail Vasiliadis 13 Kasım’da kendisiyle bağlantı yapan A Haber Kadraj programında söylemiyor mu kelimesi kelimesine bu aynı cümleleri!

Bundan da önce, biliyorsunuz, Bülent Arınç kalktı, “Şu mahzun Ayasofya’ya bakıyoruz da, inşallah güleceği günlerin yakın olmasını Allah’tan diliyoruz” dedi. O zaman da düşüncelere dalmıştım, demiştim ki, yahu, bu B. Arınç o kadar zeki adam, niye Halaçoğlu’nun o fantastik ve dahiyane buluşunu bizzat kendisi ortaya atmadı, yani anıtın müze yapılmasındaki Atatürk imzasının sahte olduğu icadını?

Tabii, Arınç bir de tam 560 yıl geriden geliyor ve binanın mahzunluğunu görürken, dünyanın bu en eski katedralinin camiye çevrilmesini 1453 yılının o günü içleri kan ağlayarak, birbirlerine sokulup sessizce izleyen yüz binlerce Rum ne hale gelmiştir, “Aya Sofia’yı mahzun görmüş ve benzer hislere kapılmıştır”, düşünmüyor.

Sonra bir baktım, yukarıda tırnak içindeki aynı kelimeleri gazetesinde yazmamış mı bu Vasiliadis? Dedim ki, bu Rum’un fikir korsanlığının sonu yok, iyi ki gasp edip camiye çevirmişiz bunların kiliselerini vaktiyle çatır çatır. Bir de devam ediyor Apoyevmatini’de:

…kapılmıştır. Hatta bu konuda zamanın içinden gelen bir halk türküsü bile vardır şöyle diyen: ‘Ağlama sen Meryem Ana, gözyaşı dökme / Zaman geçer, devran döner, kilise yine senindir’…

 

Not: Mütercim Ayşe Berktay ne yaptı, kimin konvoyuna molotof attı da 2 yıldır KCK’dan içeride tutuluyor? Bu mudur yani “Barış Süreci”? Bu ne menem iştir? Bu insan köprüaltında mı mukimdir de bırakılmaz? Delilleri mi karartacaktır? İşkence mi yapmıştır? Uyuşturucu mu imal etmiştir? Çocuklara cinsel saldırıda mı bulunmuştur?

 

Önceki Yazı
Sonraki Yazı