Baskın Oran

Belediye seçimleri yaklaşırken ‘Tek Hesap’ ve Kürt meselesi

Belediye seçimleri yaklaşırken 'Tek Hesap' ve Kürt meselesi

Belediye seçimleri yaklaşırken 'Tek Hesap' ve Kürt meselesi

Belediye seçimlerinin normal tarihi Mart 2019. Bunun da erkene alınması için AKP genel başkan yardımcıları çelişen demeçler verdiler.

Alınır veya alınmaz; çok daha önemli ve Türkiye demokrasisi açısından fevkalade vahim bir durum var artık: Tüm belediyelerin gelirleri ve harcamaları Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasına konuldu:

Erdoğan’ın Rize’de “Onların doları varsa bizim de Allahımız var!” demesinden bir gün önce yani 8 Ağustos’ta, muhalefete ait belediyelerin nefes borusunu koparıp atacak ferman yayınlandı: Tek Hesap konusunda çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi.

Yani, dünyada ne kadar doğru dürüst devlet varsa dağılmamak için ademi merkeziyetçiliğe gidip yerel yönetimlere yetki devri yaparken, Erdoğan’ın Tek Adam ­Rejimi tam tersine, korkunç bir merkeziyetçiliğe gidiyor.

Tek bir kişinin iradesine bağlı bir merkeziyetçiliğe.

* * *

Bu Tek Hesap meselesinin teknik yönünü, maliye başmüfettişliği ve ardından da 1997’de Hazine müsteşarlığı yapmış olan Dr. Mahfi Eğilmez’in “Kendime Yazılar” isimli bloğundan öğreniyoruz:

Kamunun gelir ve giderleri arasında zaman ve yer uyumsuzlukları vardır. “Zaman” derken, bazı aylarda gelir açığı, bazı aylarda gelir fazlası oluşur. “Yer” derken, bazı illerde gelir açığı (ör. Hakkari), bazılarında da gelir fazlalığı (ör. İstanbul) görülür.

Bunları ülke çapında uyumlaştırmak için genel deyimiyle “Tek Hesap” isimli bir yöntem kullanılır. Taşrada ve merkezde genel bütçeye dahil merkezî kurumların bütün ödeme ve tahsilat işlemleri tek bir yerde toplanarak yürütülür.

9 Ağustos günü Resmî Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı 17 sayılı kararı ve ilgili yönetmelik buradan kaynaklanıyor.

* * *

Kaynaklanıyor da, kamunun mali yönetimi için zorunlu olan bu durum şu anda Tek Adam Rejimi’nin etki alanını korkunç biçimde genişleterek, merkezî devlet örgütlerinin yanı sıra, merkezî olmayan kamu kuruluşlarını da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam vesayeti altına sokuyor.

“Merkezî olmayan kamu kuruluşları” derken:

Ör. Varlık Fonu. Ör. Vakıflar Gn. Md. yönetimindeki vakıflar. Ör. sosyal güvenlik kurumları…

Ör. Anayasa Md. 135’te zikredilen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları. Yani ziraat ve sanayi odaları, ticaret borsaları, tabip-eczacı-diş hekimi odaları, noterler odası, yeminli mali müşavir odaları, barolar, Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği TMMOB, vs., vs.

Ve, en önemlisi, belediyeler! Buraya hemen döneceğiz, ama önce “vesayet altına alma”nın anlamını açıklayayım:

* * *

Artık bütün bu merkezî olmayan kamu kuruluşları, bir sonraki ayı kapsayan aylık nakit talep ve tahsilat tahminlerini, ayın bütün işgünlerini ayrı ayrı gösterecek şekilde hazırlayarak, her ay Damat Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığına önceden sunmak zorundalar.

Bakanlık da bu talepleri, işçi ücretlerinin ödenmesine varıncaya kadar her türlü harcamaları “değerlendirerek” izin verecek.

Veya vermeyecek.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tek Adam Rejimi’ne muhalefet eden kuruluşlar, örneğin TMMOB, inim inim inletilebilecek.

* * *

Şimdi, bir de, AKP ve Erdoğan açısından yaşamsal önemde olan önümüzdeki belediye seçimlerini bu açıdan düşününüz.

AKP’li belediyeler istedikleri gibi harcama yapabilecekler, AKP’li olmayan belediyeler can çekiştirilecekler. Aralarını mecburen AkSaray’la iyi tutmak zorunda kalacaklar. Bir belediye AKP’nin olmuş olmamış, başka partinin adayı kazanmış, fark kalmayabilecek.

En başta söylediğim gibi, tüm dünya merkezkaç güçleri sakinleştirmek ve demokrasiyi yaymak için ademi merkeziyetçi yapılar kurarken, Erdoğan yönetimi tam tersine, daha da merkezileştirmeye gidiyor.

* * *

Fakat belki de bundan daha vahim bir şey var.

“Daha da merkezileşmeye gidiyor” dediğimiz anda, her vatansever Türkiyeli’nin kafasına gümmm diye tek bir gerçek gelmek zorunda: Kürt meselesi.

Bu tersine gidiş, Kürt meselesini korkunç bir hale getirecek. Türkiyeli Kürtleri bu ülkeden iyice koparacak. Zaten fena halde soğumuş durumdalar.

Çok sebeple:

Zırhlı arabanın ardından ölü sürükleyen, bundan utanmayıp bi de videoya çekip internete koyan polislerin görevden alındıkları ilan edilmişti. Bunların hâlâ görev başında oldukları öğrenildi.

6 milyon oy almış HDP, iktidar tarafından durmadan sistem dışına itilmeye çalışılıyor.

İçişleri Bakanı Soylu tehdit ediyor: “HDP’ye taşıdığınız oyların hesabı sorulacak!

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş (şu anda hâlâ içerde) açık açık, “PKK kesinlikle Türkiye’ye karşı silah bırakmalıdır” demekteyken, hükümet sözcüsü ezberi devam ettiriyor: “Terör örgütünün maşası olduğu çok net!

 

Tek Adam Rejimi, anayasa güvencesi altındaki meşru hakları için silahı değil parlamenter mücadeleyi seçmiş bu insanları, milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırarak (ah CHP ah, senin yatacak yerin yok!) tutuklatıyor ve Meclis’ten atıyor.

* * *

Bununla da kalmıyor. Parti teşkilatlarını da fiilen yok ediyor. Şöyle:

Kasım 2015 seçimlerinden sonra HDP ve DBP üyelerinden 14.200 kişi gözaltına alınıyor. Bunlardan 5.530’u derhal tutuklanıyor.

HDP’den tutuklanan 2.830 kişinin 634’ü il, ilçe veya parti yöneticisi, 10’u da milletvekili. DBP’den tutuklanan 2.700 kişinin 450’si il, ilçe eşbaşkanı veya yöneticisi.

Yetmiyor. Hâlâ karanlıkta olan Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra HDP ve DBP belediyeleri hallaç pamuğu gibi atılıp kayyımlanıyor. Seçilmiş belediye başkanları yerine valiler ve kaymakamlar kayyım atanıyor.

Şimdi de belediyeler, bakanlığın iznini almadan artık borçlanamayacak bile. Aslında buna, bir kamu tüzel kişisini “vesayet altına almak” değil, hacir altına almak demek daha doğru!

* * *

Kendinizi bir an için, meşru zeminde kalmakta ısrarlı Türkiyeli Kürtlerin yerine koyun ve belediye seçimleri yaklaşırken getirilen bu “Tek Hesap” düzenini bütün bunlarla birlikte düşünün.

Ben düşünmeyi bile düşünmek istemiyorum.

Çünkü Kürtlerin Türkiye’yi vatanları olarak bilmeye devam etmelerini istiyorum.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı