Baskın Oran

Âdâb, yâ hû!

Âdâb, yâ hû!
Âdâb, yâ hû!

Fatoş Cucu, iş yerinin önünde.

26 Ekim tarihli gazete haberi şöyle: “Kadın kuaförü Fatoş Cucu (42) Üsküdar’daki iş yerine geldiğinde, kadın başı fotoğraflarının yer aldığı vitrinine püskürtme boyayla ‘Edeb Yahu’ yazıldığını gördü. Cucu, polisi arayıp bilgi verdi.” (Radikal, 27.10.10).

Deyimin orijinalindeki o sevimli “yâ hû” yerine “yahu” yazmalarından da belli; bunu yapan edepsizler bir de cahil. Ne koysaydı yani kadıncağız, vitrinine? Ne ilgisi var Fatoş Cucu’nun edeb (terbiye) bilmemekle? Oysa askerlerin âdâb (yol-yordam) bilmek istememekle çok ilgisi var. Anayasa’ya göre başkomutan olan Cumhurbaşkanı’nın düzenlediği 29 Ekim kabulüne gelmemek için üç yıldır aynı saatte ayrı kokteyl icat ediyorlar. Masrafını vatandaşın vergisinden karşılayarak. “Acaba yarım saatliğine uğrarlar mı?” diye kamuoyunu da günlerce meşgul ederek. Askerlerin esaslı bir “Âdab, yâ hû!”ya ihtiyacı olduğu kesin.

Susacakken konuş

Bilmeyen de sanacak ki askerlerin bol keseden harcayacak kredisi/birikimi var. Hayır efendim, kalmadı artık. Bakın nasıl bizzat tüketti.

1) Askeri Ceza Kanunu md. 148/c bir aydan beş yıla hapis dediği halde generaller durmadan siyasal demeç verdiler. TCK md. 288 altı aydan üç yıla kadar hapis dediği halde, mesela Susurluk’ta ve Org. Saldıray Berk olayında olduğu gibi, sanık askerlerin masum olduklarını baştan ilan ederek adaleti etkiliyorlar. Bunun on yıllardır devam eden sayısız örneklerini bin kere yazdığım için burada tekrar etmiyorum. Kredi mi kalır?

2) Her fırsatta siyasal demeç veren bu generaller, hayatları TSK’ya emanet edilmiş erlerin ölüme terk edildiği Aktütün gibi olaylarda gıklarını çıkartmıyor. Söke’de bitişik atışla göğsünden vurularak öldürülen er konusunda vali açıklama yaparken TSK başka taraflara bakıyor (Milliyet, 27.09.10). E. Org. Sabri Yirmibeşoğlu askerlerin Kıbrıs’ta cami yaktıklarını övünerek ilan ediyor, TSK sessiz (Habertürk, 23.09.10). Çukurca Hantepe’de PKK tarafından öldürüldüğü açıklanan altı erin bir tuğg. tarafından döşenen mayınlarca öldürüldüğü ortaya çıkıyor, TSK’dan tıss yok (Taraf, 03.08.10). Fuhuş yoluyla askerlere şantaj iddiasıyla başlatılan bir soruşturma, ele geçirilen gizli belgeler nedeniyle askeri casusluk suçlamasına dönüşüyor, dokuz muvazzaf asker tutuklanıyor, gizli kamera kayıtları internete düşüyor, her fırsatta siyasal demeç veren askerlerden yine ses yok. (Radikal, 29.10.10). E. Org. Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı iken örtülü ödenekten 7,5 milyon TL dağıttığına ilişkin soruşturma sürüyor, Eruygur rapor göndererek ifadeye bile gitmiyor, TSK’dan “No comment”. Kredi mi kalır?

“Yalandır” veya “gizlidir”

3) Susması gerektiği zaman susmayan, konuşması gerektiği zaman konuşmayan generaller artık sessiz kalamayacak duruma geldiklerinde de, yalanlıyorlar. Radikal İki’de uzun uzun yazdığım (05.09.10), Org. Aslan Güner’in ithal yetkisi olmaksızın İsrail’den ithal ettirdiği aletlerle sivilleri dinlettiği iddiası var (bkz. Taraf, 30.08.10). Burada askerler bir yandan “cihazların alım nedenleri dışında kullanıldıkları iddialarını araştırmak maksadıyla” adli soruşturma başlatıyor, aynı anda da cihazların alımının mevzuata uygun olduğunu açıklıyor (Bianet, 01.09.10). Yukarıdaki paragrafta sözünü ettiğim Hantepe olayında askerler bir süre sonra artık dayanamayıp sessizliği bozuyor ve yalanlama yayınlıyorlar: “Baskına geç müdahale edilmemiştir. Medyada çıkan görüntüler saldırı öncesi ve ânına ait değildir” (Radikal, 22.08.10). Kredi mi kalır?

Artık hamaset yetmiyor

4) Yalanlama yayınlayamadıkları durumlarda, askerlerimiz bilgilerin “gizli” olduğunu ilan ediyorlar, vermiyorlar. “Kayseri Işıkevleri” davasında yargılanan Hava Astsubay Ali Balta’nın işkenceyle sorgulandığı iddiaları üzerine TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) yazı yazıyor, askeri müfettiş raporunu istiyor. Gelen cevap: “Gizlidir, veremeyiz” (Radikal, 29.10.10). Yukarıda, askerlerimizin sessiz kaldığını söylediğim fuhuş-şantaj operasyonunda askerler bir açıklama yapmak zorunda kalıp ve şöyle diyorlar: “Operasyonda ele geçirilen belgeler gizli askeri evraktır” (Radikal, 14.10.10). Kredi mi kalır?

5) Bütün bunları yapamadıkları durumlarda da, askerlerimiz klasik “Vatan-Millet-Sakarya”ya başvuruyorlar. Poyrazköy mühimmatı davasında Tuğamiral Yürekli şöyle diyor: “Askeriye içerisinde bazı mihraklar tarafından vatanını milletini çok seven kişiler hakkında CD oluşturulmuştur”. Kafes Eylem Planı’nda bir fuhuş çetesinden bahsedildiği zaman söylediği: “ Atatürk ’ün askerleri böyle bir oluşumda yer almaz” (Milliyet, 15.10.10). Bizzat Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner de aynı çizgide: “Sarsılmaz bir birlik ve vatana adanmışlık ruhuyla kenetlenmiş TSK mensupları, askerlik mesleğinin omuzlarına yüklediği görevin bilinciyle hareket ederken, daima yanında hissettiği yüce ulusumuzun kendisine olan güveninden güç almıştır”.

Bu hamaset artık yetmiyor. Çünkü toplumsal kredi zor gelir, kolay gider. Hele de, tutarsızlık halinde. Senin komutanın bir resepsiyon versin de, seni bir asker olarak davet etsin de, gitmeyeceksin öyle mi? Ama Başkumandan davet ettiği zaman arkanı dönüveriyorsun. Valinin davetine başörtülü kadın geldiği zaman derhal çekip çıkıyorsun (Taraf, 31.10.10).

Âdab, yâ hû!

Not: Aslında bütün kabahat AKP’de. Kılıçdaroğlu çok haklı: “Genelkurmay Başkanı kendisine bağlı. Şikayet etmeye hakkı var mı Sayın Başbakanın.” Bu ne demek, biliyor musunuz?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı