Baskın Oran

46’daaaaan 26’ya Türkiye ve Amerika

Başlığı görünce bir anda tahmin ettiniz mi bilmiyorum ama 1946 ülkemizin ABD’yle çok önemli bir ilişkiler zincirine giriş tarihi. 2026 da aynı niteliğe sahip.

Tabii, bunların arasında kimi ilişkiler var. Bakalım:

1946 Missouri Olayı

Washington Büyükelçisi Münir Ertegün Kasım 1944’te görevdeyken vefat etti, orada toprağa verildi. Savaş bitince, 1946’da ABD’nin meşhur sancak gemisi Missouri, naaşını İstanbul’a getirdi.

Bu çok büyük olay oldu çünkü o sıralarda Stalin, Türkiye’nin savaşta tarafsız kalmasını dile getirerek, Montreux’nün (1936) değişmesini istemenin yanı sıra SSCB-Türkiye Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nın (Aralık 1925) uzatılmayacağını bildirmiş idi.

Hani şimdi NATO’yu numaralandırma çıktı ya, bu duruma da Soğuk Savaş 1.0 diyebiliriz.

***

Dönemin gazeteleri bu konudaki kimi bilgileri, adlı adınca değil ama, bilenin hemen anlayacağı biçimde aktarır.

Karaköy ve Beyoğlu’nda hummalı bir hazırlık başlamıştır. Missouri’deki 189 subay ve 2.978 bahriyelinin gezip dinlenebilmeleri için tahsis edilen Beyoğlu’ndaki Abanoz Sokağı (bugünkü adı Halas Sokağı) içerden ve dışarıdan beyaz boya-badana edilir. Burada çalışan personel çok sıkı sağlık kontrolünden geçirilir. Ayrıca, geminin ziyareti süresince sokak yerli müşterilere kapatılır.

İşin “boyundan yukarısı” kısmına bakarsak:

Karşılama hazırlıkları arasında, geminin demirlediği Dolmabahçe’de caminin minareleri arasında “Welcome” mahyaları (CHP iktidardadır, malum) ve Kızkulesi’ne asılan “Welcome Missouri” yazısı da bulunmaktadır.

2026 NATO Zirvesi Olayı

1991’de SSCB’nin dağılmasıyla başlayan Soğuk Savaş 2.0 döneminde NATO için geliştirilen kuralların kesinleştirileceği bu Soğuk Savaş 3.0 zirvesine Trump’ın getirilmesi bizim için çok çok önemliydi; sebebini başka bir yazıda konuşuruz. Önce ortamla ilgili iki kelime edip, sonra 46’yla ilişkilere bakalım.

Ortam, Rusya’nın Ukrayna’da başını belaya sokarak (burada Putin fena halde ketenperesine geldi Batı’nın; ayrıca ele alırız) kendisini uluslararası rekabetten uzaklaştırdığı, Trump’ın da NATO yükümlülüklerine Avrupa’yı dahil etmek için esip üfürdüğü bir ortam.

İ. Bülent Çelik’in 9 Temmuz 2026 tarihli karikatürü

Trump’ın 1.400 kişiyle geleceği yazıldı. Ben gelenlerin toplam sayısına ulaşamadım, bilgisayarcı arkadaşım Bülent’e sordum, o baktı, meğer bu sayı (anlamadım ama nedense) güvenlik nedeniyle açıklanmazmış. Trump hava atacağı için öyle sayı vermiş. Ortalama 50-300 kişi olurmuş her heyette. Ama katılan heyet sayısının 32 olduğu biliniyor. Kaç kişi olduğu önemli değil, polisin görev yaptığı bu olay, başta Barış Süreci olmak üzere her şeyi unutturdu.

İ. Bülent Çelik’in Temmuz 2026 tarihli karikatürü

Bu misafir etme olayının daha öncekilerden çok farklı bir yönü oldu:

Bugüne kadar gelen tüm ABD başkanları, gelir gelmez önce Anıtkabir’i ziyaret etmişlerdi. Bu sefer Trump orayı pas geçti, Beştepe’deki Külliye’ye gitti doğrudan.

Anıtkabir’i ziyaret etmeyen başka devlet başkanları olmuştu, ör. Suudi Arabistan, İran gibi. CB Erdoğan’ın ihtiyaç duyduğu “meşruiyet” meselesi malum ama, belki de Trump sıkı Evanjelik yani dinci olduğu için Atatürk’e gitmemiştir, ha?

İ. Bülent Çelik’in 8 Temmuz 2026 tarihli karikatürü

Tabii, bi de, bu Zirve’nin bir resmî ziyaret mi yoksa çalışma ziyareti mi olduğu meselesi var bu açıdan, önemli, belki gelecek hafta tartışırız. ABD Genelkurmay Başkanının gidip ziyaret etmesini de!

***

Neyse, Missouri naaş getirmişse, eli boş gelinmezmiş diye Trump da motorsuz milli uçağımız Kaan için motor sözü getirdi; tabii, Kongre he derse ve biz bu uçakları devreye sokana kadar yeni nesil motorlar devreye girmezse.

Ayrıca, CB Erdoğan’ın Aralık 2017’de Rusya’dan S-400’leri alması üzerine Türkiye için konulmuş olan ve her şeyden önce F-35’lerin verilmemesine yol açan CAATSA (Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası) kısıtlamalarının kaldırılacağını söyledi. Baktım, bu yasa 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nde 3’e karşı 419 oyla, 100 üyeli Senato’da da 2’ye karşı 98 oyla geçmiş.

Ankara’da bu Zirve için alınan “tedbirler” malum; tüm Ankaralılara “bir an önce bitsin de bunlar çeksin [veya buna çok benzer anlamlı bir kelime] gitsin” dedirten durumlar:

ABD Büyükelçiliği’nin yeni yeri civarının Kırmızı Bölge ilan edilmesi, şoförlere kurallar, ameliyat olacakların bile hastaneye gitmesini kısıtlayan yol yasakları, olayı izlemek isteyen medyaya akreditasyon verilmemesi. Hayalet Şehir Ankara.

Bunların yanı sıra, Bodrum’da olduğum için okuyup öğreniyorum, Ankaralılar arasında “Ankara’nın Erkekliği” diye anılan 204 metrelik Atakule’nin tepesine “NATO Ankara Summit” diye yürüyen yazılar, NATO devletlerinin bayraklarıyla ışıklandırmalar.

İstanbul’da da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü kırmızı, beyaz ve mavi renklerle (ABD bayrağı) donatılmış. Ama 46’nın aksine, gelenler Missouri bahriyelilerine nazaran epey olgun yaşta ve epey üst sınıftan oldukları için, ikramlar bunlarla kalmış gözüküyor.

***

Ama bizim kültürümüzde ikramların sonu yoktur. Hele de evimize uzaklardan ziyarete gelen misafir için.
CB Erdoğan da, gelen heyet başkanlarının her birine “güle güle hediyesi” olarak, üzerinde her birinin adlı kazılı birer tabanca ve bir kutu mermi hediye etmiş.

Etmiş de, görgüsüzlük ve hatta nankörlük olursa bu kadar olur, bunların bir kısmı hediyeleri götürmeyip Ankara’da bırakmış, bir kısmı da kutuyu açmadan (hediye, verenin önünde açılır ki teşekkürler edilsin be görgüsüzler!) yanına aldığı için gümrükte polis el koymuş (bu devletler nasıl şey yahu, bunların VİP kapıları yok mudur!)

Bu olaya “imha ve müze” adı konmuş bulunuyor. Şöyle ki, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in sözcüsü konuyla ilgili resmî bir açıklama yayımlamış; benzerini Yunanistan, İngiltere ve Kanada da yaptı:

“Sayın Başkan, bu nazik jestinden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkürlerini iletmiştir. Ateşli silah, Brüksel’e güvenli ve korunaklı bir şekilde taşınacak ve depolanacaktır. Silahın mekanizması tamamen bozulup işlevsiz hale getirildikten sonra, Başkan von der Leyen’in niyeti bu silahı bir askeri müzeye bağışlamaktır.

Önceki Yazı