Baskın Oran

Süryanilerin canına tak dedi

Yezidiler dışarıda tutulursa, Anadolu halkları içinde en mazlumu Süryanilerdir. Osmanlı tarihi boyunca hiç isyan etmediler, gıkları bile çıkmadı. Ama başları hiç beladan kurtulmadı. Enselerine vuran, ağızlarından lokmayı aldı.

Ama galiba onların bile canlarına tak dedi. Bu defa manşetlere çıktılar (ör. Radikal, 15.12.08). Vakıf arazileri civar Kürt ağaları tarafından nasıl zaptediliyor, onu anlattılar. Sessiz bir çığlık halinde. Avrupa’daki Süryani diasporası ve AB de pür dikkat izliyor.

İyi ki manastır var

Olay aslında çok tanıdık: 2008 yazının başında Midyat’a kadastro geliyor. Böyle dönemlerde âdettir, kırsal birbirine girer. Oysa Midyat’ta çok öncelerden hava fotoğrafları çekilmiş, krokiler köy muhtar ve ihtiyar heyetleri tarafından onamış. Fakat kadastro deyince imzalar unutuluyor.

Allahtan, birleştirici bir unsur var: İ.S. 367 yılında (yani, günümüzden tam bin altı yüz kırk bir yıl önce) kurulmuş, Süryaniler için kutsal yer konumundaki Deyrulumur (Mar/Mor Gabriel) Manastırı’nın vakıf arazileri. Herkes başlıyor, bunları ele geçirmek için işbirliğine. Bölgenin geleneğine de uygun; yüzyıllardır yapılagelmiş bir şey bu. Kadastro müdürlüğü de onay verince iş kadastro mahkemesine intikal ediyor. Sadece sonucu söyleyelim: Deyrulumur Vakfı’nın yüzlerce dönümü başka köylere yazılıyor.

Ama konu bu değil, zaten şu anda üç ayrı dava birden sürmekte. Olay şu ki, iki-üç yıl önce bölgedeki Yezidilerin arazilerine el koyan birtakım kişiler burada da sahnede. İsveç Sosyaldemokrat Partisi Milletvekili Yılmaz Kerimo’nun Beşir Atalay ve Zafer Üskül’e yazdığı mektup bölgede çok etkili bir kişiden ismen bahsediyor: Bir AKP milletvekilinin korucubaşı olan babası. Midyat Cumhuriyet Savcılığı’na birbiri ardına verilen dilekçelerde çok ilginç suçlamalar var. Ben size sıralayayım, artık ilginç mi bulursunuz yoksa fazla tanıdık mı, karar verin:

“Papazın kafasını kesmeyin ama…”

1) “Kilise vakıf olmadan, mülkiyet izni almadan, her yere işgalci gibi yerleşmiştir. Hem topraklarımızı işgal etti hem de içeride kalan ormanı kesiyor”.

“Vakıf değil Kilise” dediği, Osmanlı döneminde kurulmuş vakıf. Şikayetçiler anlaşılan 24.01.2003 tarih ve 25003 sayılı Resmî Gazete’yi görmemişler. Buradaki vakıf listesinin 151. sırasında “Midyat Süryani Deyrulumur (Mor Gabriel) Manastırı Vakfı” diye yazıyor.

Sonra, gayrimüslimler kalkıp da Müslüman Kürtlerin arazisini işgal edecek öyle mi? Manastır’ın dış duvarı çekileli onlarca yıl olmuş, itiraz şimdi geliyor. Ormanın tahribi hakkında hiçbir kanıt yok. Zaten neredeyse tamamı Manastır tarafından dikilmiş ağaçlar.

Dahası, ağalar hiç farkında olmadan tatsız bir çelişkiye düşüyorlar. Savcılığa yaptıkları ihbarda diyorlar ki: “Bu duvar yüzünden ormanda hayvanlarımızı otlatamaz olduk”. Oysa 6831 s. Orman Kanunu’nun 19. maddesi açık: “Ormanlara her türlü hayvan sokulması yasaktır”. Daha da net olarak: “Ağaçlandırılmış sahalarda hiçbir surette hayvan otlatılamaz” diyor. Üstelik, köy idarî sınırlarının tespit edildiği 1937 yılından beri Manastır bu yüzlerce dönüm toprağın vergisini ödemekte.

Burada asıl öne çıkan, şikayetçilerin zihniyeti. İnanması güç, ama savcılığa hitaben yazılan dilekçe aynen şöyle diyor: “Tüm yetkililere sesleniyoruz; bu işgal ve talana son vermelisiniz! Sizler ‘Ormanlarımdan bir dal kesenin kafasını keserim’ diyen Fatih Sultanın torunlarısınız. Bu piskopos papazın kafasını kesmek değil de işgal ve talanına engel olmalısınız.”

Anlaşılan, “Manastır’da sigortasız işçi çalıştırılıyor!”dan tutun, “kafa kesme”ye kadar söylediklerinin yeterli olmadığını düşünmüş olacaklar ki, şikayetçiler daha “esaslı” ve “milli” konulara giriyorlar:

“Manastırda ibadet yasaktır!”

2) “Manastır’da kimliği açıklanmayan 10-12 yaş arası çocuklar dinsel eğitim görüyor. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ihlal ediliyor. İrticai faaliyetler yapılıyor. Ayrıca, Kilise tarihî bir müzedir ve ibadet izni yoktur”.

Bir kere, hele de güneydoğuda bir gayrimüslim manastırının gizli-kapaklı iş yapmasını düşünebiliyor musunuz? Bu çocuklar, aileleri Midyat ve İdil köylerinde yaşayan fakir Süryanilerin çocukları. Köylerindeki 5 yıllık okulları bitirmişler, Manastır’da bakım görüyorlar ve kaybolmaya yüz tutan Süryani dilini ve dinini öğreniyorlar. Aynen Kur’an kursları gibi. Haklarındaki her türlü bilgi de Yayvantepe köyü jandarma karakoluna düzenli olarak bildiriliyor.

İkincisi, burası Osmanlı Beyliği’nin kurulmasından 9 asır önce kurulmuş bir dinsel mekân. İçinde yaşayan insanlar da din adamı. Bütün işleri dua etmek ve dindaşları köylülere dinlerini öğretmek. Laik Türkiye’de Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek serbest, Hıristiyanlara Hıristiyanlığı öğretmek “misyoner faaliyeti”. Bu zihniyet sürdükçe tabii ki halkımızın yüzde 40’ı farklı dinden olanları “tehlikeli” sayacak (Yd.Doç.Dr. Y.Akpolat’ın araştırması, Radikal, 14.12.08).

“Tarihî müze” neyin nesi anlamadım. Anlaşılan, bakmışlar turistler geziyor, demişler burası herhalde müze. Bir de şunu soruyorlar: “Burada yaşayan rahipler, papaz ve metropolitler ve diğer meçhul kişiler nereden gelmişlerdir, ne maksatla ve neyin eğitimini almaktadırlar?” Yahu, bunlar nereden gelsin, bunlar yaklaşık 17 asırdır burada!

Dahası, bu şikayetçiler kurucu antlaşmamız Lozan’ı duymamışlar. Md. 40 “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları”na “her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi DİLLERİNİ serbestçe kullanmak ve DİNSEL ayinlerini serbestçe yapmak” hakkını tanıyor. Md. 42/3 gayrimüslim azınlıkların dinsel kurumlarına her türlü korumanın sağlanacağını, bunların vakıflarına vs. “her türlü kolaylıklar ve izinler” sağlanacağını bildiriyor. Md. 37 ise bu hükümlerin “hiçbir kanun ve resmî işlemle”  değiştirilemeyeceğini söylüyor. Benim bunları kim bilir kaçıncı yazışım.

Anayasa’yı da duymamışlar. Md. 90/5 temel hak ve özgürlükler konusundaki uluslararası antlaşma metinlerinin, aynı konudaki ulusal mevzuata üstün olduğunu söylüyor.

Bölücülüğe dikkat!

Bundan sonra şikayetçiler daha bile “millî” bir konuya geçiş yapıyor:

3) “[Buradaki din adamları] tamamen halkı isyan ve galeyana getirmektedirler. Milli birlik ve beraberlik ruhunu parçalamak için her türlü faaliyet içindedirler.”

Yaklaşık 17 asırdır yapmamışlar, şimdi tam da Hıristiyanların “misyonerlik faaliyetinde bulunuyorlar” diye öldürülmeye başlandığı sırada yapacaklar. Her şey mümkün, tabii. Ama bunu tek başlarına yapamazlar. “Emperyalizm”in yardım etmesi lazım. Onun için şikayetler arasında şu da var:

4) “Buraya hiçbir kaynak bildirmeden ve hiçbir vergiye tabi tutulmadan menşei meçhul paralar gelmektedir”.

Ne demek meçhul paralar? İftira at izi kalsın mı deniyor? Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) denetimindeki bir gayrimüslim vakfına böyle karanlık yerlerden izinsiz paralar gelecek, öyle mi? Yoksa VGM mi itham ediliyor?

Bence, bırakalım bu Manastır’ın arazileri de yağma edilsin. Ondan sonra bu insanlar AİHM’ye başvursunlar, Mahkeme Türkiye’yi tazminata mahkum etsin, biz de vergilerimizden ödeyelim.

Aynen 2007’de Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’na, 2008’de de Büyükada Rum Yetimhanesi Vakfı’na, Samatya Surp Kevork Kilisesi-Mektebi-Mezarlığı Vakfı’na, Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na tıkır tıkır ödediğimiz gibi.

Canımız sağolsun. Yeter ki vatanımızı misyoner faaliyetleri ve AB emperyalizmi yutmasın.

 

Önceki Yazı
Sonraki Yazı