
Kürtlerle ilgili iki çok ilginç olay okuduk son haftalarda. Doğal olarak, bunları yıllardır tuttuğum arşivdeki “Kürt” dosyasına kaydettim.
Sonra farkına vardım ki bunlar mizahi ve ironik haberler veren Zaytung’luk olaylardır; “Zaytung” dosyasına transfer ettim.
Aşağıda bunları özetleyeyim de siz olsanız arşivinizin hangi dosyasına geçirirdiniz düşünün.
***
ZAYTUNG’LUK BİR OLAY: SAÇ ÖRMEK SUÇU
Kocaeli’de bir devlet hastanesinde çalışan bir kadın hemşirenin saçı.
Olay şöyle başlıyor ve gelişiyor:
DSG (Demokratik Suriye Güçleri) mensubu bir Kürt kadın, sosyal medyada Rami Haşimi ismini kullanan selefî cihatçı Rami Deheş diye biri tarafından Rakka’da öldürülüyor.
Bu R. Deheş, sığınmacı Suriyelilerden biri olarak Urfa’da yaşamış, sonra geri dönerek selefî cihatçı HTŞ saflarına geçmiş bir IŞİD mensubu.
5 kız çocuğu babası olan ve sosyal medya hesaplarında “adalet ve özgürlük” temalı paylaşımlar yaptığı bildirilen bu kişi, ölü kadının örgülü saçını keserek “Geriye bu kaldı” diye “gurur kaynağı” olarak sosyal medyada paylaşıyor (bkz. fotoğraf).
Elinde kestiği saçı tutan bir adam videoyu çeken kişinin, “Neden kestin?” sorusuna, “Zaten gitti ne yapacak ki” karşılığını veriyor.
Bu vahşete karşı ülkenin ve dünyanın her yerinden ciddi protestolar yükseliyor. DEM Parti kadın milletvekillerinden tiyatro ve sinema oyuncularına, Dicle Üniversitesi kadın öğrencilerine, İsveç Eğitim Bakanı Simona Mohamsson’a kadar.
Kars Kağızman’da saçlarını örerek sosyal medya hesaplarında yayınlamak yüzünden gözaltına alınan 17’lik N.A. ile 20’lik A.A’ya kadar.
***

Ama olayın şüyu bulmasına sebep, İstanbul’da kardeşini ziyaret etmekte olan Kocaeli Gebze Fatih Devlet Hastanesi görevlisi kadın hemşire İkra Avcı’nın protestosu.
İnstagram’da 20.000, TikTok’ta da 62.000 takipçisi olan hemşire, bu protestolara kendi saçlarını örme videosuyla ve “Aynı saç değil belki ama aynı acı, aynı his” diyerek katılıyor.
Kocaeli Sağlık Müdürlüğü, bu paylaşımın “Devlet Memurları Kanunu ile Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri”ne aykırı olduğunun tespit edildiğini ve konuyla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığını ilan ediyor.
Hemşire 25 Ocak’ta gözaltına alınıyor, kardeşinin evi aranıyor, kendisi geç saatlerde Kocaeli’ne götürülüyor. Savcılık tutuklama talep ediyor ama yargıç yurt dışına çıkış yasağı koyarak serbest bırakıyor.
***
Bu arada, İYİ Parti yandaşı “Türk Dostları” facebook sitesinde ilan ediliyor:
“Kadim bir Türk geleneği olan ‘saç örme’ diğer adıyla ‘belik’ tarih boyunca biz Türklerin sosyal hayatında kadınların sık uyguladığı kültürel sembollerinden biridir. (…) Tıpkı Irak’da ve Suriye’de Araplar ve Türkmenlerin toprağına çöküp çalıntı topraklarla kendilerine çakma devlet kurmaya çalıştıkları gibi Türk geleneği olan ‘belik’ saç örmeyi de çalıp, siyasi simge haline getirmiş, Barzani’nin terör yandaşı enikleri.”
Alparslan Türkeş’in kızı ve İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş de konuya katılıyor: “Saç örgüsü bir Türk geleneğidir. Türk’ün neyi varsa çalmaya çalışıyorlar.”
***
Sonuç:
Hemşire İ. Avcı, Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 8 fıkrasını ihlal etmekle suçlanıyor:
Suçlamanın dayandığı “mantık”:
YPG teröristtir / Terörist örgütün bir elemanına yapılan uygulamayı protesto etmek için saçını örmek de terörizm propagandasıdır.
***
Anlatmadan geçmeyeyim, geçmişte benim atladığım böyle Zuytungluk olaylar da olmuş. Bir tanesini arkadaşım Bülent 18.04.2019 tarihli DW linkiyle gönderdi:
Diyarbakır’da öğretmen Ayşe Çelik, 2016’da telefonla katıldığı Beyaz Show’da doğudaki askerî operasyonlara atıfta bulunarak “Çocuklar ölmesin” dediği için, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 15 ay hapis cezasına çarptırılmış. 12 kişilik koğuşta 51 kişi yatıran cezaevine 2019’da girmeden önce 18 aylık kızı Deran’ı annesine bırakmış.

ZAYTUNG’LUK DİĞER OLAY: SEÇİMDE ADAY OLMAK SUÇU
Son haftalardaki diğer Zaytung’luk olayı daha kısa yazacağım; daha az trajikomik olduğundan değil, üzerine “Kent Uzlaşısı” başlığıyla çok konuşulmuş olduğundan.
Olay, bugünkü iktidarın CHP’li belediye başkanlarını çeşitli yöntemlerle tasfiye etme örneklerinden biri. İstifa ettirip transfer etmekten tutun da, hapse atmaya kadar
Örneklerinden biri ama, seçimlerde şimdiye kadar çok gördüğümüz partiler arası seçim ittifaklarını yasaklamak anlamına geldiği için çok önemli. CHP Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Ahmet Özer olayından bahsediyoruz.
Kent Uzlaşısı şu demek: Partiler, Türkiye’nin kazanamayacakları yerlerinde ya aday çıkartmıyorlar yahut ittifak halinde oldukları partinin yandaşlarını destekliyorlar. Son derece pratik ve akıllıca bir yöntem.
Birinci parti olduğu Mart 2024’deki yerel seçimlerde CHP bir Kürt olan akademisyen Prof. A. Özer’i, yoğun Kürt nüfusu olan İstanbul’un Esenyurt ilçesinde aday gösteriyor ve seçtiriyor.
Seçtiriyor ama, bu yöntem iktidardaki AKP’de ürküntü ve dolayısıyla ciddi tepki doğuruyor.
Nitekim, CB Erdoğan 23.02.2024’te yaptığı konuşmada DEM ile PKK’yı aynı sayan şu cümleyi kullanıyor: “Kent uzlaşısı diyerek Kandil’le uzlaşı arayışına girmesi, CHP’nin bu ülkeyle ve bu milletle hiçbir ortak noktasının kalmadığına işaret ediyor.”
Bu tepkiye MHP de “Belediyelerin terör örgütüne peşkeş çekilmesinin yolu kapatılmalıdır” ifadesiyle katılıyor.
Sonuçta, 30.10.2024’te yani 31 Mart seçimlerden tam 7 ay sonra Prof. A. Özer, İstanbul’da CHP’nin kazanmış olduğu 9 belediyeye yönelik başlatılan Kent Uzlaşısı soruşturmasında, “PKK üyeleriyle görüştüğü” iddiasıyla gözaltına alınıyor. Yerine ertesi gün kayyım atanıyor.
11.11.2025’te mahkeme kararıyla tahliye edilen Prof. Özer, 23.01.2026’da yani tahliyesinden 72 gün sonra “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “terör örgütüne yardım etmek” suçuyla 6 yıl 3 ay hapse çarptırılıyor.
***
Sabıkasının olmaması bir yana:
– Seçim ittifakı suç değil. Emin olmak için Seçim Kanunu’nu tekrar okudum, tam 30 yerde “ittifak” geçiyor, yasak masak yok. Aksine, nasıl ittifak yapılacağını tarif ediyor:
“İttifak yapan siyasi partilerin bulunması halinde, ittifakların birleşik oy pusulasındaki sıralarına göre ortak oyları için yeteri kadar sütun ayrılır ve bu sütunların üzerine ittifakların unvanları yazılır.”
– Mahkum ediş iki şeye dayanıyor: 1) HTS kayıtları yani telefon vs. görüşmeleri; 2) Gizli tanık ifadeleri.
Oysa, T24’te Yalçın Doğan’ın 26 Ocak’ta yazdığı gibi, tanınmış hukukçular mahkemede hatırlatıyorlar:
1) Anayasa Mahkemesi’nin, HTS kayıtlarının tek başına kanıt kabul edilemeyeceğine ilişkin kararı var;
2) Yargıtay, örgüt üyeliğini “örgütün hiyerarşik emrine girmek” olarak tanımlıyor ki, Prof. Özer’in dosyasında böyle bir kanıt yok.
***
Prof. A. Özer bu konuda yalnız değil.
Kendisinin MHP Gn. Bşk. Devlet Bahçeli tarafından desteklenmesinin yanı sıra, temel hedef E. İmamoğlu’ndan gayri CHP’li belediye başkanları da mevcut:
Adana’da Zeydan Karalar, Beylikdüzü’nde Mehmet Murat Çalık, Antalya’da Muhittin Böcek. Yine “terör örgütüne yardım etmek”ten tutuklanan ve hatta Prof. A. Özer’in tahliyesinin ardından tahliyesini beklerken ikinci kez tutuklanan Şişli’den Resul Emrah Şahan.
***
İlk sözünü ettiğim Zaytung’luk olaydaki gibi, burada da faillerin dayandığı “mantık”ı yazayım da artık bitirelim:
Suriye’de YPG bir terör örgütüdür / Silah bırakmış olan PKK, onun ana kaynağı olduğu için o da terör örgütüdür / DEM Parti PKK’nın siyasetteki yüzü olduğu için o da teröristtir / CHP belediye seçimlerinde DEM ile Kent Uzlaşısı yapmıştır / Demek ki CHP’den adaylığını koyanlar da teröristtir.
***
Not:
Yazı bittikten sonra okuduğum bir haber:
Kor Kitap’ın yayınevi temsilcisine, 4 günlük gözaltı süresinin ardından ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.
Cezanın gerekçesinin, cezaevinde bulunan çevirmen ve yazar Tonguç Ok ve Necip Baysal’a yapılan bu ödemelerin “terörizmin finansmanı” olarak değerlendirilmesi olduğu öğrenildi.
Cezaevinde bulunan kişilere gönderilen paraların mecburen resmî kanallardan gittiğini ve sadece cezaevi kantininden yapılan alışverişler için kullanılabildiğini bildiğim için, ben şahsen bu cezanın mantığını bulamadım.
Ama şunu buldum:
Teröristim
Teröristsin
Terörist
Teröristiz
Teröristsiniz
Teröristler