Baskın Oran

Kırkağaç’ın vatansever kavuncularına selam! R. T. Erdoğan’ın Yazılmamış Anıları – Fasıl 59

Elhamdülillah, Adli Yıl açılışını ilk defa Külliyemizde idrak ettik. Bu Kılıçdaroğlu ve Barolar Birliği denilen münafıklar boykot etti ama mis gibi bir tören oldu. Rize’deki çay toplama partimizin devamı olarak, Yargımızın ülke birlik-beraberliğine dahil olması bakımından pek önemli bir merhale katettik.

İşbu birlik ve beraberliğe ihtiyacımız her şeyden fazladır. Bu olmaksızın bu ülkede kalmak mümkün değildir; çekip kaçmak gerekir.

***

Ben salona girerken bütün hakimler ve savcılar dalga dalga ayağa kalktılar, geldiğim istikamete doğru cephe alarak beni alkışladılar. Yanlarından geçerken baktım, cüppelerinin önünü iliklemeye çalışıyorlardı ama kavuşturamıyorlardı.

Çünkü bunların iliği yokmuş. İliksizmiş bunlar.

Bizdeki her şey gibi bu cüppeler de gayri yerli ve gayri milli. Batı’da büyüklere genel hürmetsizliğin bir parçası olarak hakimler devlet başkanı karşısında önlerini iliklemezlermiş. Alkışlamazlarmış da. Ayağa bile kalkmazmış terbiyesizler.

Ama burası Türkiye. Bizde böyle! Özellikle bundan sonra böyle!

***

Alçaklar kudurdular tabii. Hürriyet’te M. Yılmaz diye bi tanesi var, attıramadık daha, diyor ki İngiltere’de kralın yetkilerini sınırlayan 1215 tarihli belge açık çayırda imzalanmış çünkü saraya gidip imzalamak istememiş feodal beyler.

Be adam, hangi bi hatanı düzelteyim? Bir kere, burada kral yok Başkan var. İkincisi, saray yok Külliye var. Üçüncüsü feodal bey yok bağımsız Türk yargısı var. Dördüncüsü, o kadar adam saraya sığamayacakları için çayırda toplanmışlardır; nereden bulacaklar bizim Külliye gibi 2.030 kişilik salonu!

***

Yaptığım konuşmada Yargımıza özellikle teşekkür ettim ve FETÖ darbe girişimine lafı getirerek,  “Hâkimlerimize, savcılarımıza, avukatlarımıza düşen görev, adaletin en mükemmel şekilde yerine gelmesi için çalışmaktır ve bu süreci hızlandıralım” dedim.

Şimdi bu alçaklar benim bu halisane temennimi Yargı’ya talimat olarak takdim edip saldıracaklar. Ya ne diyecektim? ‘Acelesi yok, yavaş çalışın’ mı diyecektim? Şu memlekette iki çift laf konuşamıyoruz gönlümüzce! Terörü bu hale tırmandırdı alçaklar!

Yargıtay Başkanı Cirit de, “FETÖ 2008’den bu yana sahte delil üretme, yasa dışı teknik takip gibi birçok konuda hukuku bir silah gibi kullanmıştır” demiş bulundu. Buna da “ihsas-ı rey etti!” diyecek hainler.

Neyse ki Cirit hemen uyandı da,  “Herkes gibi FETÖ terör örgütleri de hukuka uygun, adli ve bağımsız bir şekilde yargılanacaklardır” diye ekledi hemen. Yargıtay’daki İlhan Cihaner davasından talimli.

Sayın Cirit’in bu milli birlik-beraberlik tutumu Yargıtay için yeni değildir. Başdanışmanlarım tespit ettiler, 12 Eylül’de de darbeciler Yargıtay başkanı Cevdet Menteş’i adalet bakanı yapıp 14 Mayıs 1981’de Yüksek Hakimler Kurulu’nu ona feshettirmişler.

***

Aslında Yargımız çok iyi gitmektedir. Mesela Taraf gazetesi yöneticilerine Balyoz davasını yazmaktan 52,5 yıl istemektedir.

Tabii, işleri o kadar başlarından aşkın ki, istenmeyen şeyler de olabiliyor. Taraf iddianamesinde “Sanık Can Dündar” da geçiyormuş ve hakim “Kesme yapıştırmada hata yapılmış olabilir. Savunmada dile getirirsiniz” deyip idare etmiş.

Olur böyle vak’alar. Ama önemli olan şudur ki,  AYM’nin kendi iki üyesini meslekten ihraç ederken “Anılan yapı ile ilgileri olduğuna dair sosyal çevre bilgisi ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin zaman içinde oluşan ortak kanaatleri”ni zikretmesi muazzam bir aşama olmuştur.

Olmuştur ki, şimdi savcılıklarımız bu gerekçeye dayanarak “sosyal çevre araştırması” yapma ilkesini benimsemiş bulunuyorlar.

Şöyle olacak: Kolluk kuvvetlerimiz şüphelilerin çevrelerinde nasıl tanındığına ilişkin araştırma yapacak (komşularına, muhtarlarına falan soracak) ve savcılığa buna göre rapor sunacak. Tabii, muhbir vatandaşlarımıza büyük iş düşüyor; kendilerini çok uyardık malum.

***

Niye sosyal çevre araştırması? Savcılıklarımız açıkladılar: “Yapılanma ile üyeleri arasındaki bağın ortaya konulmasının oldukça zor olması nedeniyle” dediler.

Ne var? Çok mu acayip? İlk defa mı oluyor? Başdanışmanlarım araştırıp buldular, 12 Eylül’de bizzat Emekli Oramiral Başbakan Bülent Ulusu imzasıyla yayınlanan, 4 Şubat 1983 tarih ve 15-548-02929 sayılı genelgede bakın aynen ne diyor:

a) Bir kısım öğretim üyelerinin geçmişte suç delili bırakmadan çeşitli olaylara karıştıkları; b) Bu şahıslarla ilgili bir suç unsuru bulunamadığından haklarında adli takibat yapılamadığı anlaşılmıştır. (…) Bu nedenle bunların asistan, doçent, profesör olmadan her kademede haklarında Başbakanlık kanalıyla güvenlik tahkikatı yaptırılması öngörülmektedir.

Yani diyor ki, ‘bunlar kötülükler yapmışlar, ispatlayamıyoruz, ama biz bunu yemeyiz, bunları bırakmayız öyle’ diyor. Eee, biz de aynı şeyi demiyor muyuz!

Ama dur yav! Birden uyandım! Nasıl aklımıza gelmedi bugüne kadar!

Derhal Binali’ye telefon ettiriyorum, derhal ilk KHK’ya konulsun bu kapkaranlık aydın müsveddelerinin ve ayrıca bütün kamu görevlilerinin bütün unvan ve kıdem alışlarında önce güvenlik tahkikatı yapılması! Tasfiyemizden kaçanlar burada yakalanacaktır!

***

Tasfiyemiz, dedim. Türkiye Cumhuriyeti’nde bugüne kadar görülmemiş bir tasfiye yani saflaştırma, temizleme, arılaştırma içindeyiz.

Getirileri saymakla bitmiyor: FETÖ’cü alçakları temizliyoruz. Bahaneyle, Partimiz içindekiler dahil, muhalifleri. Attıklarımızın yerine mutemet yandaşlarımızı yerleştiriyoruz. Dindar, yerli, milli bir gençliğin yanı sıra bu yüce vasıflara sahip bir millet yaratıyoruz.

Ama en önemlisi, milli birlik ve beraberliği sağlayacak Başkanlık rejimi için gerekli titizlik ortamını böyle devam ettiriyoruz. Bazıları buna titizlik değil de gerginlik diyorsa, gerginlik ortamını!

***

Bazıları bütün bunların vatanın selameti için ne kadar elzem olduğunu hâlâ anlamıyor.

Neymiş efendim, kurunun yanında yaş da yanıyormuş. Sadece yazı yazan bir Lale Kemal’i, Şahin Alpay’ı, Necmiye Alpay’ı (karı koca galiba bunlar?), Aslı mıdır Arzu mudur, soyadımı da kopya etmiş bayanı, kadın mıdır kız mıdır, daha bilmem kimleri FETÖ’den tutukluyormuşuz!

Yok efendim, adamı yakalayamadık mı kayınvalidesini tekerlekli iskemleyle cezaevine atıyormuşuz.

Neymiş efendim, ömrü hayatında hiç soruşturma geçirmemiş memur bayanı sırf çocuklarının puanına göre gittiği üniversiteden dolayı Bank Asya’ya okul taksiti yatırıyor diye kamu görevinden atıyormuşuz. Böyle durumlara ilişkin hikayeler haber sitelerinde uçuşmaya başlamışmış.

***

Be aptallar, ben tutup da o alçak Fetullah’ı içeri atsam kimsenin umurunda olmaz, ama bunları attığım zaman herkes korkudan siner! Her kafadan bi ses çıkarsa nasıl birlik-beraberlik sağlarsın!

Üstelik bu sayede, canımızı sıkan bin türlü olayı; H. Dink, Soma, Muhsin’in helikopteri, Kilis’in bombalanması, Uludere, Danıştay baskını gibi ve hatta son olarak Defne Coy Foster’in ölümünü ve Üzeyir Garih cinayetini de bu alçakların yaptığını anlatarak rahatladık

***

Yalnız, maalesef sadece dışımızda değil içimizde de hainler sazı eline almış durumda, bu geniş tasfiyeler üzerine.

Problem şurada ki, tasfiye yapmazsan gerekli ortam sürmeyecek, yaparsan Partimizdeki münafıklar azacak. Öyle bi sızmışlar ki bu alçaklar içimize!

Arınç gibileri falan saymıyorum. Ama bizzat Külliye’deki Kurumsal İletişim Başkanı’ndan tut, Yeni Akit’te Merve Kavakçı’dan geçerek Şamil Tayyar’a Metin Gündoğdu’ya bilmem kimlere kadar konuşmaya başlayanları söylüyorum.

İş maalesef çığrından çıkmıştır. O kadar ki, ortalığı yatıştıracak tek çaredir diye açıklama yapmak zorunda kaldım: “At izi it izine karışmış vaziyettedir” dedim

***

Bu vahim gidişi durdursa durdursa, ancak Suriye fütuhatımız durdurabilir. Çünkü bu bir vatan-millet meselesidir, nokta.

Bu fütuhatımız her bakımdan “boş yok!” bir durumdur: Orada yensek ulusal gurur coşacaktır, başaramayıp çekilsek büyük milliyetçi heyecan doğacaktır ve içeride PKK’ya hınç, dolayısıyla bana sempati artacaktır.

***

Bak, yakın zamanlara kadar bana hakaret eden Ertuğrul Özkök 25 Ağustos tarihli köşesinde Suriye operasyonumuza nasıl destek veriyor: “Ülkemiz böyle bir savaşa fiilen girmişse bütün kalbimizle, devletimizin yanında durmaktan, ordumuzun başarıya ulaşması için dua etmekten ve her türlü maddi manevi desteği vermekten başka yapacak şeyimiz yoktur”.

Hatta, arabayla geçtiği Kırkağaç’taki kavuncuları bayrak astıkları için 3 Eylül tarihli yazısında nasıl selamlıyor: “Benden selam olsun size Kırkağaç’ın vatansever kavuncuları!

Suriye fütuhatımız tek kurtuluş çaremizdir. Vatan için, millet için devam!

Önceki Yazı
Sonraki Yazı