
Bu kimi siyasetçiler ya cahil insanlar yahut herkesi cahil bellemişler.
1) ABB’nin üst üste 5 kere seçilen AKP’li eski başkanı Melih Gökçek. Artık AKP’ye fazla pahalıya patladığı için kaderine/kederine terk edildi.
“Beş yüz sefer sıçradım ama beni yakalayamadılar” diye kendini çekirgeye benzeten Gökçek’in, Almanya’da kurmuş olduğu şirkete 4,5 milyon Euro transferi olayında şüpheli sıfatıyla çağrıldığı Savcılık’a giderken yolda sakız çiğnediği yazıldı.
Yolda sakız çiğnemek diye bir suç yok diyeceğine, kendini şöyle savundu: “Şeker hastalığından ötürü ağzım kuruyor, o yüzden çiğneme tableti kullanıyorum.”

Almanya’ya gönderilen paranın kaynağını, sattığı 10’dan fazla gayrimenkul ve ayrıca kendi düğününden kalan altınlar ve iki çocuğunun doğumunda takılanlar olarak gösterdi.
Fakat bu 10 binanın nasıl alındığını belirtmeyen, altın bozdurma ve satışına ilişkin bir belge veya dekont da gösteremeyen Gökçek, “Aylık 150.000 lira emekli milletvekili maaşıyla geçiniyorum; yurt içi veya dışında üzerime kayıtlı gayrimenkul yok, bir şirketle de ortaklığım yok. Ben bu şirketin varlığını gazeteci Murat Ağırel’in hakkımda yazdığı yazıyı okuyunca öğrendim” dedi.
Daha ilginci, bu para transferinin amacını Alman vatandaşı olmak olarak açıkladı. Oysa orası Türkiye değil. Gayrimenkul satın almakla Alman vatandaşlığına geçilemiyor. Bir ikamet izni aldıktan sonra Almanya’da 5 yıl yaşamak, Almanca dil yeterliliğini kanıtlamak ve geçimini bağımsız olarak temin edebilmek gerekiyor.
Gökçek ifade vermeye giderken bunu bile öğrenmemiş ve savcının bunu bilmediğini varsaymış.
Veya, Reis’in şimdiye kadar adamlarından kimseyi ortalıkta bırakmamış olmasına güvenmiş. Oysa, Reis beğenmediklerini görevden alıyor ama başka biyer de gösteriyor. Bunu belediye başkanlığından almış, ortalıkta bırakmış. Gökçek bunu kaçırmış olmalı.
***
2) İstanbul Valiliği’nin okullara gönderdiği yazıda, her okulda bir Cuma mescidi açılması talimatına ilişkin MEB Bakanı Yusuf Tekin açıklama yaptı.
Siyasal İslamcı tutumu malum olan Y. Tekin’in bu açıklamada, ‘Bu karar çocuklarımızın dinimizi öğrenmesine yöneliktir; din derslerimizin bir uygulamasıdır’ demesi beklenirdi.
Oysa, şöyle diyor: “Bu karar, Cuma namazına katılmak için okul dışına çıkmak isteyen öğrencilerin dışarıdaki güvenlik risklerine karşı korunması (…) amacıyla mevcut fiziki imkânların değerlendirilmesine yöneliktir”.

3) Geçen hafta CB Erdoğan 2 Boğaz köprüsü ile yeni otoyollar için özelleştirme ilan etti ve buraların işletme hakkını 30 yıllık sözleşmelerle özel sektöre devretti. 8 otoyol ve 2 çevre otoyolu, 30 yıllığına özelleştirilecek.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bu yeni durumun amacını, “otoyollarda hizmet kalitesini yükseltmek, bakım ve yatırımları hızlandırmak ve işletme verimliliğini artırmak” olarak açıkladı. Çünkü buralardan sağlanan yıllık 600 milyon Doların yaklaşık 300 milyonu bakım giderlerine ayrılmaktaydı.
Oysa bu açıklama doğru değil çünkü 2026 için verilen bakım ödeneğinin ilk altı ayda yalnızca %13’ü kullanılmış. Yani 2026 yılı sonunda gelirin %26’sı yani yarısı değil sadece 156 milyon doları bakıma gidecek. Anlaşılan, Başkanlık bu konuyu başkalarının da inceleyeceğini hesap etmemiş.
Aynen AKP’li Esenler Belediyesi’nin, halkın 65 yıldır kullandığı bir yolu parasızlıktan özel bir şahsa satması gibi, köprü ve otoyollar bütçenin dibi gözüktüğü için satılıyor, pardon, özelleştiriliyor.

4) Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’e göre, enflasyonun 4 sebebi var: a) Savaş; b) Deprem; c) KKM (Kur korumalı mevduat sistemi); d) EYT (emeklilikte yaşa takılanlar).
Yahu, bunlardan ilk ikisi Allah’ın işi, son ikisi ise AKP iktidarının marifeti. Çünkü KKM 2021-2025 arasında (meşhur Nurettin Nebati döneminde) uygulandı, Mart 2023’te yürürlüğe sokulan EYT ise Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olanlar için yaş şartını tamamen kaldırdı ve emekliliği alabildiğine genişletti.

Hayrettir, bütün bu bilgiler herkesin elinin altında iken…
***
5) Meşhuuur hadise: Komedyen Deniz Göktaş olayı. Sahnede espri yaptığı için “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama”dan hakkında soruşturma başlatılmıştı.
O sırada Göktaş yurt dışındaydı. Soruşturmayı duyunca hemen döndü ve İstanbul Havalimanı’nda hemen gözaltına alındı. Bu “suç”lardan tahliye kararı çıktı fakat cezaevinden çıkmadan tekrar tutuklandı.
Suçlama: “Suçu ve suçluyu övmek.” Tutuklanma gerekçesi: “Kaçma şüphesi”.
El insaf be birader, başka gerekçe mi bulamadınız, şu sıralarda moda olan müstehcenlik ithamı filan? Adam suçlandığını duyunca yurt dışından geri gelmiş; böyle bir gerekçe milletin zekasına hakaret değil mi?
Sonra gel de “Türk Yargısına güven”!
***
6) Türk Yargısına Güvenmek deyince, akla hemen Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarından ikisi geliyor:
Biri, Ahmet Selim Köroğlu. Osman Kavala gibi bir insanın 3.236 gündür yani yaklaşık 9 yıldır tamamen nahak yere içeride tutulmasına söyleyebildikleri şunlar:
“Zihinlerini kültürel emperyalizmin yarattığı asimilasyonla ya da lobicilik için aldığı paralarla batıcılığa teslim etmiş olanlar AİHM üzerinden Silivri’ye tünel kazmaya çalışıyorlar. Bu kadar ülkenize düşmanlık yapmayın ve yargıçlarımıza güvenin.”
Diğer başdanışman çok daha tanınmış ve önemli biri: Emekli Komünist Mehmet Uçum.

2004’te yani Erdoğan’ın taze başbakanken getirdiği Anayasa Md. 90/5 var: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
M. Uçum şöyle yorumluyor bunu:
“Uyuşmazlık çıktığında antlaşma hükümlerini esas alacak olanlar elbette ulusal mercilerdir. Bu uyuşmazlık yürütme pratiklerinde çıkarsa Yürütme, yargısal faaliyetlerde çıkarsa Yargı bu hükme göre bir değerlendirme yapar.”
Yani, diyor, uyuşmazlık çıksa bile ulusal kurumlar uyuşmazlık yoktur dedi mi, yoktur. Muazzam fantastik bir yorum.
Uçum devam ediyor: Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü N. C. Amor için “AİHM de Amor da haddini bilsin” diyor.
Sonunda da, “Türkiye AİHS’e taraflığını ve AİHM’ye bireysel başvuru hakkını gözden geçirebilir” diyerek Ulusal Cesaret’in resmen “helal be sana!” dedirtecek bir örneğini veriyor:
Hani bizler sıradan vatandaş olarak anlamıyoz ya, tercümesi:
‘Fazla konuşurlarsa AİHM’den çekiliveririz!’