
Teknolojik gelişme nötrdür. İyiye veya kötüye kullanılabilir.
Ör. bir kibrit orman yakmaya da yarar, yemek pişirmeye de. Yapay Zeka (AI, YZ) insanların işsiz kalmasına da yol açacaktır, ekonominin büyümesine ve yeni iş alanlarının doğmasına da; aynen 19. yy. sonundaki Sanayi Devrimi gibi.
Fakat, bir yandan ekonomik bunalımlar diğer yandan mülteciler gibi sorunlar yüzünden zaten toplu olarak sağa kaymaya başlamış dünyamızı fena tehdit eden bir haber var.
Özel olarak, bir T.C. vatandaşı sıfatıyla ürperdim:
***
CNN International’ın haberine göre Japon araştırmacı T. Horikawa, beyin taramaları ve YZ kullanarak insanların zihnindeki nesneleri, yerleri, eylemleri ve olayları doğru ve ayrıntılı cümlelere dönüştüren bir yöntem bulduğunu açıkladı.

Araştırmacı, 22-37 yaşları arasındaki 6 katılımcının beyin aktivitelerini sessiz videolar izlerken taradı. YZ bunları sayısal dizilere dönüştürdü ve geliştirilen dekoderler katılımcıların izleme sırasında veya sonradan hatırlarken oluşan beyin aktivitelerini çözümleyerek metin üretmeyi başardı.
Bu korkunç bir şey. Biz ifade özgürlüğü için mücadele etmekteyken, şimdi de düşünce özgürlüğünü paramparça edecek bir olayla karşı karşıyayız.
Zaten, bilim insanları ilk adımlarını atmış olan bu yeni teknolojinin, en masum ve en insani bişey olan zihinsel mahremiyet konusunda ciddi etik tartışmalara yol açacağını söylüyorlar.
***
Düşünebiliyor musunuz, bazı rejimlerde şafak vakti polis kapınıza dayanıyor, savcılığın gözaltı kararı bile olmaksızın sizi götürüyorlar, yere yatırıyorlar, beyninizi tarıyorlar. Neler düşündüğünüzü ve dolayısıyla “neler yapmayı planladığınızı” öğrenmek istiyorlar.
Ardından, icat edilmiş iddialar ve tutukluluk döneminin ne kadar süreceği belli olmayan bir dava ve de bazı ülkelerde Yargı Devleti’nin vereceği mahkumiyet geliyor.
Diyeceksiniz ki, ne düşündüğünüzü bazı rejimler işkenceyle zaten öğreniyorlar ve bu beyin tarama o işkenceye bin kere evladır. Ayrıca, daha ileriye geçmeden belirtmek lazım ki, Horikawa’nın duyurduğu bu yeni teknolojinin kimi engelli kişilerde, örneğin iletişim zorluğu yaşayanlar ve otistik bireyler açısından önemli bir adım olabileceğini de ekliyor uzmanlar.
Eh, kendini teselli etmenin binbir yolu var, tabii.
***
Bu haber anca 1 haftalık ama, olay benim için yaklaşık 70 yıllık!
Şöyle ki, 20. yy. ortalarının Amerikalı bilimkurgu yazarı Edmond Hamilton’ın 1949’da John Gordon dizisi içinde The Star Kings (Yıldız Kralları) adıyla yayınladığı ve ülkemizde 1954’te Çağlayan Yayınlarından Seyyareler Çarpışıyor adıyla çıkan kitabını yaklaşık 10-11 yaşımda yutar gibi okumuş ve muazzam etkilenmiştim.
Şimdi de internetten baktım:
Con Gordon, o sesi ilk defa duyduğu zaman aklını oynattığını zannetti. O sesi bir gece beyninin içinde hissetmiş, yarı uykulu düşünceleri arasında berrak ve sarih bir şekilde duymuştu:
– Con Gordon beni duyabiliyor musun? Sesimi işitiyor musun?
Gordon birdenbire şaşırarak doğruldu. Bu hâdisede garip ve ürkütücü birşey vardı. Fakat omuzlarını silkti. İnsanın kendini bıraktığı, yarı uykulu olduğu zamanlarda böyle garip sesler duyduğunu zannetmesi mümkündü, bunun hiçbir ehemmiyeti yoktu. Bu hâdiseyi ertesi günü unuttu bile…
Fakat o gece de, tam uykuya dalacağı sırada aynı berrak ses beyninin içinde çınladı:
– Con Gordon beni duyabiliyor musun? Duyuyorsan cevap vermeğe çalış.
***
Olay şöyle gelişiyor:
John Gordon’un duyduğu ses, 2.000 asır sonrasından seslenen Orta-Galaksi İmparatorluğu Prensi Zarh Arn’a aittir. Z. Arn, J. Gordon’a zihinsel bir değiş-tokuş önerir: Vücutları mevcut oldukları yerde kalacak ama belli bir süre için zihinlerini ve bilgilerini birbirlerine yollayacaklardır.
Meraklı J. Gordon sonunda kabul eder. Fakat ettiğine pişman olur çünkü demokratik “Orta-Galaksi İmparatorluğu” diktatörlük rejimi “Kara Bulut” tarafından çok ciddi biçimde tehdit edilmektedir ve İmparatorluk güçlerinin selamete çıkması için tek çare, Disrüptör adlı, o zamana kadar devreye sokulmamış esrarengiz bir silaha başvurmaktır.
Fakat bu esrarengiz silah o kadar güçlüdür ki, onu kullanan doğru şifreyi girmezse yalnız düşmanı değil, uzayın bizzat kendisini de yok edecektir.
Onca yıl sonrasında hatırladığım kadarıyla J. Gordon, Z. Arn’ın beynine girdiği için Disrüptör’ün şifresini bilmektedir. Kara Bulut donanmasının uzayda bir araya toplanmasını sağlar ve şalteri çeker.
Zalim Kara Bulut ortadan kaldırılmış, demokratik Orta-Galaksi kurtarılmıştır.
Bunlardan sonra J. Gordon ile Z. Arn’ın zihinleri kendi vücutlarına döner ve olay biter.
***
Orijinal kitabın yayın yılının (1949), ABD-SSCB arasında yaşanan ve nükleer savaş ha çıktı ha çıkacak diye tüm dünyayı ürperten Soğuk Savaş’ın göbeğine rastladığı dikkatinizi çekmiştir.
O sübyan yaşlarda benim haberim yoktu tabii ki Soğuk Savaş’tan filan, ama yukarıda da dediğim gibi muazzam etkilenmiştim Çağlayan Yayınlarının o dönemde bastığı küçük formatlı bu kitaptan.
***
Sırası gelmişken, özellikle coğrafya bilgisi ve görgü açısından çok etkilendiğim bir diğer kitap ise, orta okulda okuduğum Nilgün oldu. Türkçenin büyük üstadı, Yüzellilikler’den Refik Halid Karay’ın en önemli eseri.
Onu bu yaz tekrar okudum 1950-52 arasında üç cilt halinde yapılan baskısını, yine çok etkileyiciydi; ama ilk okuduğum yaştaki kadar değil. Eh, normaldir sanırım.
O dönemde tüm ülkede öyle büyük etki yapmıştı ki bu kitap, 1950’lerin başlarında doğan kızların ve kız torunların çok önemli bir kısmına “Nilgün” ismi verilmişti. Daha küçük bir kısmına da “Neyzar”, Nilgün’ün kullanmadığı esas adı.