
Özgür Özel ve arkadaşları CHP’yi demokrasi ve sosyal devlet anlayışıyla yeniden inşaya çabalamakta. Diğer yandan, MHP Gn. Bşk. D. Bahçeli ve PKK Lideri A. Öcalan gibi iki çok farklı kutup birlikte ses yükselterek, Türkiye’nin bir asırlık Kürt meselesini bitirmek istemekte.
Yani, çok istisnai bir tarihî ortam yaşamaktayız.
Böyle bir ortamda CHP’nin içindeki Ulusalcı ekip, Süreç’in şu andaki en nazik aşaması olan İmralı’ya gidecek heyete partilerinin üye vermesini reddettirerek olayı ciddi biçimde yaralamış bulunuyor.
Gerçi, hem Tek Adam Rejimi’ne karşı mücadele eden CHP’yi zayıflatmamak için ve hem de barıştan çok silahsızlandırma peşinde olan R. T. Erdoğan’a güvensizlikten olacak, bu ekibin yaptıklarını vahim saymayan ve hatta normal bulan epey yazı var T24’te ve diğer basın organlarında.
Hatta, Gazete Pencere’de bir yazar, “TBMM heyetinin 50 bin kişinin ölümünden sorumlu Öcalan’ın ayağına gitmesine gerek var mı?” diye sormuş.

Ulusalcı ekip, neler yaptığının farkındaysa çok kötü, değilse daha da kötü. Çok nedenle:
1) Söylediğim gibi, bambaşka bir tarihî olay yaşıyoruz. Bu noktaya, bir düşünün, tam 1 asırda gelebildik. “Kürt filan yoktur” diye kendi kendimize bunca yıl sayıkladıktan sonra büyük zorluklarla “Kürt sorunu halledilecektir”e varabildik; hatta Kürt sorunu bile diyemedik, “Terör sorunu” dedik.
2) İmralı’ya gitmek her şeyi halledecek sihirli bir tuş anlamına gelmeyebilir. Ama gitmemek büyük olumsuzluk demektir. Anlaşma sürecinin iki tarafından biri olan Öcalan’ı tanımıyoruz, muhatap almıyoruz anlamına gelir. Bu da müzakere kavramını ta alnından vurur.
Hele de “ayağına gitmek” gibi her iki tarafı da aşağılayan bir yaklaşım durumunda ve MHP’nin bile “Bu devlet meselesidir, parti meselesi değildir” diyerek başlattığı bir girişimde.
3) Türkiye’deki yaklaşık 15 milyonluk Kürt halkının tamamı tabii ki PKK’yı ve Öcalan’ı destekliyor değil; fakat şundan emin olalım ki bu “ayağına gitmek” zihniyeti Kürtlerin tamamını irkiltir. Ülkeye yabancılaştırır.
4) Ulusalcılar, iktidara en yakın olduğu dönemde partilerini Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi’ne benzettiler. Kemalist seçmenleri cezbetmek için, Özgür Özel’in bir süredir yaklaşmaya çalıştığı Kürt seçmenleri dışladılar ve gücü elinde tutanları germeden süreci özenle götürmeye çalışan DEM partiyle ilişkileri örselediler.
“CHP barışa karşı” izlenimi yarattılar. Çok yıpratıcı. CHP için ve ülke için.
5) Başlıca acayiplik “gerekçe”de: Daha önce kapalı oturum yapmış olan Komisyon’un İmralı’ya gitme kararını kapalı oturumda almış olması CHP’nin ret sebebi olarak ileri sürülüyor.
Bir eylemin gerekçesi sağlamsa, o eylemi eleştirmek zordur. Burada gerekçe fazlasıyla çürük.
***
6) Şurası en önemlisi:
Süreç’i böyle sakatlayan CHP’li Ulusalcılar’ın yaptıkları, mazide partilerinin Kürt meselesinde açtığı tarihsel yaraların tamirini önleyici mahiyette.
Gn. Bşk. Özgür Özel’in yapmaya çalıştığı en azından bu açıdan kolay iş değil çünkü CHP, sırf konumuz açısından söylüyorum, geçmişteki yaklaşık 50 yıllık mutlak iktidarı döneminde Kürt meselesini devleştirerek Türkiye’nin başına sarmış olan partidir.
İfade etmekten katiyen yüksünmeyelim çünkü bilaistisna her devletin ve ulusun tarihinde böyle şeyler var:
Kürt isimli bir halkı yok saydı. Sokakta alışveriş yaparken dillerini konuşmayı cezaya bağladı. Kurucu antlaşma Lozan’a rağmen (Md. 39/5) Türkçe anlamayan sanıklar için idam cezası verilen durumlarda bile mahkemede çeviri yaptırtmadı. Saymakla bitmez. En sonunda da katiyen isyan etmemiş olan Dersim’i sırf asimile edemediği ve çok farklı olduğu için tarumar etti.
***
Uzatmak istemiyorum ama bu son söylediğimi aşırı bulacaklar olursa diye mecburen hatırlatayım:
Tarumar şu demek ki, Cumhuriyet’in 1927’deki ilk nüfus sayımına göre 76.290 kişinin yaşadığı Dersim’de 1937-38 harekatında öldürülenlerin sayısı 13.160, sürülenlerin sayısı 11.818.
Dersim isyan etmedi diye ben söylemiyorum, devlet söylüyor. Kürt yoğun illere atanan ve valinin amiri durumundaki Umumi Müfettişler’in, 1937 Harekatının hemen öncesindeki Aralık 1936 Toplantı Tutanakları’ndan aktaralım:
“Kürtlüğün ve şekavetin [haydutluğun] merkezi sayılan Dersim (…) Türkiye Cumhuriyeti camiasının fethedilmiş ayrılmaz bir parçası haline girmiştir. Bölge asayişinde %99 nisbetinde salah vardır.” (s.29)
“1934-36 yıllarına ait istatistikler üzerinde yapılan tetkikler, umumi müfettişlik bölgelerinde olguların [olayların] gittikçe azaldığını, hatta bazı yerlerde asayiş istatistiklerinin 1936 sütunlarının rakamsız hale gelmiye başladığını (…) göstermiştir.” (s.71)
“Tunceli mıntıkası: Şükranla arzederim ki asayiş noktasından %99 salah bulmuştur.” (s.180)
***
1965-71 ve 1975-78 arası Dışişleri Bakanlığı yapmış olan ve o dönemlerde Malatya Emniyet Müdürü görevinde bulunan İhsan Sabri Çağlayangil, o sırada henüz siyasete girmemiş olan Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’na anlatıyor:
“Kurtulanlar mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısında bunları fare gibi zehirledi. Ve 7’den 70’e o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu”.
Seyit Rıza 75’i geçtiği için yaşı küçültülerek, 16’sındaki oğlu Resik Hüseyin de yaşı büyültülerek idam ediliyor. Pazar günü duruşma yapılamayacağını söyleyen savcıya rapor aldırılıp hâkimler evlerinden getirtilerek.
***
Artık bilemiyorum, Komisyon’un İmralı’ya temsilci yollamaması için CHP’nin geçmişini temsil eden Ulusalcıların harcadığı çabalar ne kadar ulusal çıkarları temsil ediyor.
Şimdi Gn. Bşk. Özgür Özel onların verdiği büyük zararı örtmeye yarayabilecek ciddi bir hamle yapmakta. Epey zaman önce ilan edilmesi gereken bir Demokratikleşme Raporu hazırlamakta:
Kayyum uygulamasına son verilecek.
AYM ve AİHM kararlarına saygı gösterilecek.
Toplumsal barışın inşası için ifade özgürlüğü genişletilecek.
Sansür yasası yürürlükten kaldırılacak.
Adil, kapsayıcı ve insan onuruna yaraşır bir infaz mevzuatı oluşturulacak.
Gizli tanık uygulamasının adil yargılanma hakkını ihlaline son verilecek.
Siyasi soruşturmalarda başsavcılıkların yetki gaspı sonlandırılacak.
***
Ne dersiniz bilmiyorum, umudumuz Ulusalcı ekip sayesinde “Baba Diyalektik”in harekete geçmesi mi olacak yine.