
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, CB Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığına getirildi.
Bu çok ilginç durumda Vaziyet ve Manzara-ı Umumiye şöyle:

A) Tüm yargıç ve savcıların atama, terfi, yer değiştirme ve disiplin işlerini yürüten tek kurum olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) başkanı artık Bakan Akın Gürlek.
Cumhurbaşkanlığı yarışında tasfiye etmek için E. İmamoğlu’nu iki kez tutuklatan (ve aşağıda sıralayacağım suç isnatlarıyla çok sayıda okur-yazarı tutuklatan) kişinin adalet bakanı yapılması Yargı’nın iyice iktidar kumandasına geçmesinde cidden büyük bir adım.
Bu durum, artık bu ülkede demokrasinin özü demek olan “Kuvvetler Ayrılığı”nın yerini çok ciddi bir biçimde “Kuvvetler Birliği” ilkesine terk ettiğinin Âlay-i Hümâyûn yani Padişah alayıyla ilanı demek. Tek Adam Rejimi’nin büyük zaferi.
Hatta, bırakın Tek Adam Rejimi’ni, Cumhuriyet’in yerine bir tür Monarşi getirme çabasının büyük bir aşaması bu atama. Erdoğan’ın, kendi yerine cumhurbaşkanı yapamayacağı oğlu Bilal Erdoğan’ı AKP genel başkanı yani halefi yapma planlarının konuşulduğu, buna Kasım 2026 diye tarih bile verilen bir ülkeden bahsediyoruz.
Ne kadar trajikomik bir rastlantı ki, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un, 13 yaşındaki kızı Kim Ju Ae’yi şimdiden halefi olarak atadığını iddia eden haberler de şu sıraya tesadüf etti.
Tabii, Bilal kardeşim 13 yaşında değil; biraz daha büyük.

B) Bekleneceği gibi, Akın Gürlek makama oturur oturmaz kadrosunu kurmaya başladı. Uyuşturucu soruşturmasında itirafçı ifadelerinde adı geçen eski İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak’ı daha ilk gün Adalet Bakanlığı Basın Müşaviri yaptı.
Aynı gün, bilmiyorum bu kadar eşgüdüm nasıl mümkün oluyor ama, CHP Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’a, Akın Gürlek’e ilişkin bir video paylaşımı nedeniyle “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası geldi; aşağıda da bahsedeceğim.
Şimdi kendisinin, hemen, en önemli kent olan İstanbul’a “yeni bir Akın Gürlek” ataması bekleniyor.
***
C) Bu ve benzeri durumları bazı yorumcular A. Gürlek’e verilen bir ödül olarak yorumluyor. Ama keşke bu kadarla kalsa.
Yavuz Baydar narblog’daki son yazısında muhabir Alican Uludağ’ın ve ANAP eski lideri Dr. Nesrin Nas’ın X’teki uyarılarına dikkati çekiyor: 2028 seçimleri öncesi yargıda daha da sert bir dönem başlayabilir.
Üstelik, böylesi bir konjonktürde, tepki çekmeyecek biri yerine, İçişleri Bakanlığı gibi bir makama İlahiyat Fakültesi mezunu ve hafızlık yarışması birincisi Mustafa Çiftçi’nin atanması anlamsız olmayabilir.
Hele de, Süleyman Soylu cehenneminin ardından Ali Yerlikaya’nın küçük bir cennet gibi geldiği bir sırada.

Ç) İktidarın bu hazırlıklarının karşısında muhalefetin zayıflığı dikkatleri çekiyor.
Ulusalcıların, Ülkücülerin ve AKP’lilerin darbeleri altında nefes almaya çalışan Kürt muhalefetin durumu pek iyi gözükmüyor; CB Erdoğan’a kafa tutmak gibi bir seçeneği yok.
DEM, Öcalan eliyle ve “umut hakkı” üzerinden pasifleştirilmeye çalışılıyor. İktidarın yürüttüğü “Terörle Mücadele” sürecinde muhalefet yapmaya kalksa, terörist diye damgalanacak.
CHP’ye bu durumda çok iş düşüyor ki, bu partinin ihmal edilmeyecek bir bölümü ulusalcı yani dünyadan ve Türkiye gerçeklerinden kopuk. Önemli sayıda CHP’li belediye başkanı tarassut ve hatta baskı altında. Kaldı ki, içlerinden ne yaptıkları meşkuk olan kimilerinin durumu partinin kamburu gibi.
Küçük sağ partiler zaten malum.
D) Devlete hâkim durumdaki CB Erdoğan’ın bu ortamda eleştirilmesi daha zor bir hale geliyor. Bir yandan dış politikada Miçotakis’le ilişkileri yumuşatırken, iç politikada kükrüyor: “Engelleyemeyeceksiniz. Durduramayacaksınız. Bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yetmez!”
Şimdi biz, böyle bir vaziyette bizi nelerin beklediğini tahmin edebilmek için, Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak geçmiş performansına, en sık hangi ceza maddelerinin kullanılmış olduğuna bakalım.
Gazetelerde ana haber olan bu yargısal uygulamaları bir önem sırasına koymadan aklıma geldiği gibi sıralayayım ve bunlarla ilgili olarak basında çıkan tipik davaları/kişileri ekleyeyim; zihin açıcı ve hatta eğlenceli olur.
***
Son dönemde eleştiri yapmak isteyenleri gözaltına almak, tutuklamak, mahkum etmek için en çok kullanılan TCK ve TMK maddeleri özetle şunlar oldu:
1) “Halkın Farklı Özelliklere Sahip Bir Kesimini Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik” (TCK Md. 216/1)
Ör. İzmir’de bir sokak röportajında Instagram’ın erişime engellenmesini ve Hamas lideri İsmail Haniye için milli yas ilan edilmesini eleştiren Dilruba Kayserilioğlu bu ve başka bir suç isnadıyla daha tutuklandı.
İzmir Aliağa Kadın Kapalı (Şakran) Cezaevine konuldu. Hâkimlik, gerekçe olarak “kuvvetli suç şüphesi”ni gösterdi. Kayserilioğlu sonunda bu suçtan tahliye edildi ve beraat etti. Yattığıyla kaldı.

2) “Halkın Farklı Özelliklerine Sahip Bir Kesimini Alenen Aşağılamak” (TCK Md.216/2)
Aynı kişi yani D. Kayserilioğlu bu suçtan 7,5 ay ceza aldı. Bu kararın ardından mahkumiyet hükmünün açıklanması belirli koşullara bağlı olarak beş yıllığına ertelendi, dava düşürüldü. Yattığıyla kaldı.
***
3) “Cumhurbaşkanına Hakaret” (TCK Md. 299)
Vedat Şorli adlı kişi 2014 ve 2016 yıllarında Facebook’ta paylaştığı karikatür ve alt yazılı fotoğraf nedeniyle bu maddeden tutuklanmış, 11 ay 20 gün hapse mahkum olmuş, ama hükmün açıklanması 5 yıl geri bırakılmıştır. Başvurucunun AYM’ye yaptığı bireysel başvuru ise kabul edilemez bulunmuştur.
V. Şorli’nin gittiği AİHM, başvurucunun tutuklanması ve hükmün açıklanması geri bırakılmış olsa da hapis cezasına mahkum edilmiş olmasını, ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir.
AİHM’ye göre, hakaret suçu açısından Cumhurbaşkanının herkesten daha çok korunması ve Cumhurbaşkanına hakaretin (TCK 299), genel hakaret suçundan (TCK 125) daha ağır ceza ile cezalandırılması AİHS’nin ruhuna aykırıdır.
AİHM, Haziran 2007 kararında da Artun ve Güvener / Türkiye kararında da, cumhurbaşkanının itibarının korunması ile cumhurbaşkanı hakkında görüş bildirme ve bilgi verme özgürlüğü karşılaştırıldığında, cumhurbaşkanının itibarının korunması amacıyla söz konusu özgürlüğü kullanan kişiye hapis cezası verilmesinin haklı bir yanının bulunmadığını belirtmiştir.
Cumhurbaşkanlarının açtıkları dava sayısı 2025 itibariyle şöyle gelişmiştir:
Kenan Evren: 340; Turgut Özal: 202; Süleyman Demirel: 158; Ahmet Necdet Sezer:163; Abdullah Gül 848; R. T. Erdoğan: 38.581 dava.
***
4) “Etkin Pişmanlık Hükümlerinden Yararlanma” durumu (TCK Md. 168)
Hırsızlıktan tutun da, örgüt ve uyuşturucuya kadar çok çeşitli suçlarda Etkin Pişmanlık, faillerden birinin konuşup suçun netleşmesine katkıda bulunmasıdır. Yani, suç ortaklarını ele vermesidir.
Bu kişiler 1/3’ten 1/2’ye, 2/3’e, 3/4’e kadar indirimden, hatta cezasızlıktan yararlanırlar. Bu oranlar, davanın aşamalarına göre değişir. Soruşturma aşamasında sanık kamu davasından bile kurtulabilir. Hüküm verilmeden önce olursa indirim oranı düşer. Hüküm kesinleştikten sonra ise etkin pişmanlık işe yaramaz.
Etkin Pişmanlık, en çok örgüt kurmak/üyesi olmak ve uyuşturucu olaylarında görülmektedir. Bu durumlarda, yani fail örgütü veya uyuşturucu arkadaşlarını ihbar ederse, hiç ceza almayabilir.
Tabii, doğruyu ne kadar söylediği apayrı bir meseledir.
5) “Kent Uzlaşısı” (bunun T. C. Kanunlarında yeri yok)
Bu cezalandırma gerekçesi çok yeni. Çünkü daha önce CHP ile Kürtler arasında bir tür koalisyon çabaları görülmemişti.
Koalisyon çabaları derken, bir partinin kendi üyelerinden birini aday gösterdiği takdirde kazanmasının şüpheli olacağı yerlerde, kazanabilecek bir kesimden kişiyi aday göstermesi olayından bahsediyoruz. Somut olarak da, Kürt kökenli Prof. Dr. Ahmet Özer’in İstanbul Esenyurt’ta belediye başkanı seçilmesi üzerine, PKK’yla irtibatta olduğu gerekçesiyle “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapse mahkum edilmesini hatırlıyoruz.
6) “Silahlı Terör Örgütü Kurmak/Üyesi olmak” (TCK Md. 220 ve 314)
Bu suç isnadının en bilinen örnekleri Esenyurt Belediye Başkanı A. Özer ve PKK / Gülen cemaati mensuplarıyla ilgilidir. Fakat Edirne’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılanan Türk asıllı Alman şarkıcı Saide İnaç’ın 6 yıl 3 ay hapse çarptırılması gibi çok sayıda davaya konu olmuştur.
***
7) “Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek ve Propaganda Yapmak” (TCK Md. 220/6 ve TMK Md. 7/2 ve 7/5)
Örneğin, PKK mensuplarını anımsatacak biçimde kılık kıyafet edinmek bu suça girmektedir. 2016 tarihli “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin imzacısı olan akademisyenler de buna dahil edilmiştir.
***
8) “İhaleye Fesat Karıştırma” (TCK Md. 235)
CHP’li belediye başkanlarını suçlamak için en fazla kullanılan gerekçe budur. Son olarak, Eskişehir Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve belediye mensuplarına açılan davada 3 ila 7 yıl hapis cezası talep edilmiştir.
***
9) “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” (TCK Md. 217/A)
Bu suç iddiası en sık biçimde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin verileri üzerinden yürütülmektedir.
Gazetecileri ve politikacıları suçlamakta geniş biçimde kullanılan bu Merkez, 2024’te Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından anayasaya aykırı bulunmuştur.
***
10) “Casusluk” (TCK Md. 328)
Bu iddia, iktidarın eleştirilmesine yol açacak haberler söz konusu olduğunda kullanılmıştır.
2018’de, Suriye’deki cihatçılara gönderildiği anlaşılan TIR’larla ilgili haber yaptıkları için “Devletin gizli belgelerini ifşa etmek” suçlamasıyla Cumhuriyet eski genel yayın yönetmeni Can Dündar 5 yıl 10 ay, gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül de 5 yıl hapse çarptırılmıştı.
Bu olayda Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu suçlama yerine, “Devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan hüküm kurulması gerektiğine karar vermiştir. Bu durumda C. Dündar bu yeni suçtan 18,5 yıl, “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan da 9 yıl olmak üzere toplamda 27,5 yıl hapis cezası almıştır.
AYM bu tutukluluğun kişi hürriyetini ve basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verince sanıklar tahliye edilmiştir. E. Gül “Terör örgütüne yardım”dan 5 yıl alıp casusluktan beraat etmiş, C. Dündar yurt dışına gitmiştir.
***
11) “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” (TCK Md. 301/1)
Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink, önce Türk Ceza Kanunu’nun Türklüğe hakareti cezalandıran 301. Maddesinden (bu madde o zaman Md. 159 idi), ardından da “Adil yargılanmıyorum” dediği için “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”den ceza almıştır. Hemen aşağıdaki TCK Md. 288’den açılan toplam 3 davadan yargılanan Hrant Dink hakkındaki davalar, 19 Ocak 2007’de bir Türk milliyetçisi tarafından katledilmesi üzerine düşürülmüştür.
***
12) “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” (TCK Md. 288)
Yukarıda belirtildiği gibi Hrant Dink, Sarkis Seropyan ve Aydın Engin ve oğlu Arat Dink’le birlikte bu maddeden yargılanmıştır.
Müdahil olmak isteyen bir grubun saldırısında avukatların yaralandığı davanın muhbirlerinden Avukat Kemal Kerinçsiz söz alarak, sanıkların amaçlarının Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmek ve yargıyı etkisizleştirip görev yapamaz hale getirmek olduğunu ileri sürmüştür.
***
13) “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüse yardım etme” (TCK Md. 312)
Silivri’deki cezaevinde 248 gün boyunca tutuklu kalan Menajer Ayşe Barım, ajansına kayıtlı oyuncuları Gezi Parkı’na yönlendirerek “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme” suçlamasıyla 22 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmıştır. Sağlık durumu kötüleştiği ve toplumsal baskılar yoğunlaştığı bir sırada Ekim 2025’te tahliye edilmiştir.
Fakat, birlikte çalıştığı oyuncularla yaptığı telefon görüşmelerinin “Hükümeti devirmeye teşebbüs” suçunu oluşturduğu iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı suçlamayı ağırlaştırmış ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis talebinde bulunmuştur.
Sonunda hüküm, 11 Şubat 2026’da A. Barım’ın “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırma Teşebbüsüne Yardım”dan 12,5 yıl hapsine, tutuksuz yargılanmasına ve yurt dışı yasağı konulması biçiminde çıkmıştır.
***
14) “Etkinliklerin toplamsal değerlerimizle bağdaşmaması” (Gösteri Yürüyüşleri Kanunu Md. 17 ve 22).
Bu suçlama, çeşitli yerlerdeki konser ve etkinliklerin yasaklanmasında kullanılmıştır. Ör. Beşiktaş Kaymakamlığı’nın bu konuda Şubat 2026’da verdiği hüküm aynen şöyledir:
“Etkinliklerin, toplumsal değerlerimizle bağdaşmaması nedeniyle birçok toplum kesimi tarafından tepkiye neden olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle; 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 17. Ve 22. Maddeleri ve 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 32/Ç maddesine istinaden; Zorlu Performans Sanatları Merkezi ve Zorlu Center içerisinde her türlü konser, festival, toplu ve biletli program vb. diğer etkinliklerin 10.02.2026 saat: 00.01’den 11.02.2026 saat: 23.59’a kadar 2 (iki) gün süreyle YASAKLANMASI kararı alınmıştır.”
***
15) “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” (TCK m.125/3-a, TCK m.125/1)
Akın Gürlek’e ilişkin bir video paylaşımı nedeniyle, yukarıda da adı geçen CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın’a, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 12 Şubat 2026’da 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verilmiştir. Mahkeme hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır. C. Aydın, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçlamasından beraat etmiştir.
***
“Gizli tanık ifadesi nedeniyle tutuklanmak” gibi suçları, masumiyet karinesini dikkate almamak gibi ciddi hukuk ihlallerini yazmıyorum çünkü yukarıdakiler fazlasıyla yeterli.
Şöyle bitirelim:
Bu yazıyı arkadaşım Bülent’e okuttum, senin aklına başka bir suç geliyor mu diye sordum, şu cevabı aldım:
“Göz üstünde kaş olması”.
Yeni Adalet Bakanımız hepimize hayırlı olsun.