
NATO zirvesi Ankara’da gayriresmî bir sıkıyönetim ilan ettirdi. Tarih (07-08 Temmuz) yaklaştıkça, Türkiye’yi dışarıya güzel göstermek için baskılar azaltılacağına muazzam artıyor. Örnekler muhtelif ve aşağıda vereceğim.
Normal olarak bunun sebebi:
Tam da Kemal Kılıçdaroğlu’nun yardımıyla CHP berhava edilmişken ve geriye kalan muhalefet sesini çıkarmazken, darbeyi indirip Tek Adam Rejimi’ni erken seçimle devam ettirmek.

İ. Bülent Çelik’in 21 Haziran 2026 tarihli karikatürü
Bu yazıda, bu baskıları kategorik olarak örneklemek istiyorum. Ama önce, NATO zirvesi hakkında bir çift laf:
***
1) NATO tarihinin en önemli toplantısı olacağı ve CB Erdoğan rejiminin Trump’a daha da yaklaşacağı söyleniyor.
Zaten bu sebeple Ankara’ya ikinci bir havalimanı yenilendi, yollar yapıldı, dikey bahçeler inşa edildi, binaların dış cephesi makyajlandı, protokol yoluna dikilmek üzere fidanlar getirildi. Yıllardır yapılmayan yollar asfaltlandı. Şu ana kadar 11 milyar 579 milyon 319,000 TL harcandı. 56.000 güvenlik personeli görev yapacak. Ağrı’dan 1 milyon 27.500 TL masrafla ek polis ekipleri de getirtilecek.
Trump’tan beklenti büyük; kendisi CB Erdoğan’a şimdiden en az iki avans vermiş durumda: a) Halkbank davasını kapattırdı; b) Şu günlerde de Kaan uçağı için 700 milyon dolarlık motor temin edecek.
Fakat Osmanlı dönemi dahil Türkiye pozisyonundaki bir ülkenin yüzyıllardır sürdürdüğü denge politikasını terk etmesi tek kelimeyle imkansız. İntihar amacı olmaksızın im-kan-sız. Başka bir yazıda buna döneriz belki.
2) Zaten burada ABD-TC yakınlığı değil, Trump-Erdoğan yakınlığı önemli. CB Erdoğan sıkıştıkça Trump ona iltifatlar yağdırıyor çünkü o da Ortadoğu’da fena sıkışmış vaziyette. (Etrafımdaki herkes de diyor ki, bu iltifatları bana etse yerin dibine girerim.)
Konumuza geçelim.
***
A) İçerde tutulan klasikler tutulmaya berdevam:
Yıl hesabı buçuklu tuttuğu için ay hesabı yapalım; o da yaklaşık olarak:
S. Demirtaş 120 aydır içerde. E. İmamoğlu 15 aydır. O. Kavala 104 aydır. Figen Yüksekdağ 120 aydır içerde ve Mayıs 2024’te 30 yıl daha yedi. Hatay Milletvekili Can Atalay 50 aydır içerde ve daha yatacak.

Osman Kavala
Belge açıklamak hiç akıllı işi olmamalı ki, Can Dündar “MİT TIRları” davasından 330 ay yiyip canını zor attıydı Almanya’ya.
***
B) Muhalif her kesime baskı:
Öğretmenler zor durumda. 8 gündür açlık grevi yaparken hastaneye kaldırılanlar dışındakiler sendika binası içinde ve dışında polis tarafından darp edildi. Tümünün hakkında soruşturma açıldı.
İşin tuhaf tarafı, 41’ine ters kelepçe vurulan bu insanlara MEB Bakanı Yusuf Tekin’in “Keşke önce bize gelselerdi. Şikayet yoksa nasıl tedbir alacağız?” demesi oldu.
Ö. Özel ve 5 milletvekili hakkında rüşvet fezlekesi TBMM’ye gönderildi.
İtiraflarını geri çeken İBB Davası tutuklusu Murat Kapki’nin 8 yaşındaki oğlunun okul kaydının yenilenmesi TED Acarkent Koleji yönetimi tarafından reddedildi.
İmza kampanyalarının başlatılmasına ve desteklenmesine imkan sağlayan change.org hakkında erişime engelleme kararı alındı. Bu tür engellemeler, çok sayıda LGBTİ örgütünün ve ayrıca çok sayıda kadın örgütünün sosyal medya hesapları için de uygulanmaya başlandı.
Ankara’daki kamu kurumları memurlara idari izin verecekler ya, şimdi haberi geldi, Ankara mahkemelerindeki hukuk duruşmaları iptal edilmiş. Pes yani!
23 Haziran 2026 tarihi itibarıyla 209 kişi gözaltına alındı. En az 21 gazeteci ve medya çalışanı ya yargılanmayı beklemekte ya da kesinleşmiş cezasını çekmekte.
75 gün gözaltında tutulan Birgün muhabiri İsmail Arı’nın basın kartı “sabıka kaydı vardır” gerekçesiyle iptal edildi. Böyle bir kaydının bulunmadığı itirazını yapan Arı’ya, iyi hal kağıdı aldığı takdirde tekrar başvurabileceği bildirildi
Baskılar CHP’den de geldi. Yeni yönetim 9 milletvekilini ihraç etti. Parti, bu ihraçların, Yargıtay’a sevklerin ‘tedbirli’ olarak yapılmış olması nedeniyle standart bir uygulama olduğunu ifade etti.
İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, gözaltında gördüğü muameleyi savunmasında “Utanan varsa salondan çıkabilir, ben utanmıyorum. Yapan utansın” diyerek anlattı: “Eldiven giyen bir polis ‘üstünü çıkar’ dedi, çıkardım. Altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. ‘Cinsel organını aç’ dedi, ‘arkanı dön-eğil’ dedi”.
Artık, eldiven giymek ne demekse…
İstanbul Emniyeti yaptığı yazılı açıklamada “Bahse konu olayda mevzuata aykırı herhangi bir uygulama söz konusu olmamıştır” diyerek, insanlarda ‘Demek ki mevzuat bu yapılanlara resmî izin veriyormuş’ düşüncesinin oluşmasına yol açtı.
Burası Türkiye. Emniyet’in bu açıklamasının ardından, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin talimatıyla bu çıplak arama hakkında soruşturma açıldı.
Madencilerin durumunu hiç açmayalım.

C) Belediye başkanları meselesi
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra aralarında İstanbul, Adana, Bursa ve Antalya’nın da bulunduğu 40’tan fazla il ve ilçede belediye başkanları için 3 yöntem uygulandı: tutuklama, görevden alma, kayyımlama. Adetleri durmadan arttığı için kesin sayı vermek güç ama, bunların 34’ü CHP’li, 11’i DEM’li ve 1’i de AKP’li belediye.
Aynı tarihten bugüne transferler veya yargılamalar sonucunda çok sayıda belediye el değiştirdi. Yine aynı nedenle kesin sayı vermek güç ama, yaklaşık 71 belediye başkanı AKP’ye geçti. Ör. ben bu yazıyı yazmadan sadece 21 saat önce 3 belediye başkanı daha AKP rozeti taktırdı.

İ. Bülent Çelik’in 28 Haziran 2026 tarihli karikatürü
1 Mart 2026’da DW’nin verdiği bilgiye göre 2 yılda 85 belediye el değiştirdi.
***
D) NATO toplantısı meselesi:
Sabahın köründe çok sayıda eve düzenlenen polis baskınlarında kapılar kırıldı. Hakkında gözaltı kararı verilen 241 kişiden 209’u gözaltına alındı. Bu kişilere 24 saat avukat görüş kısıtlaması getirildi. Aralarından 75’i tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Tanınmış sivil toplumcu, avukat ve akademisyenlerden oluşan 64 kişi “silahlı terör örgütüne üye olmak”tan tutuklandı.
İşin bir ilginç tarafı: Havaalanından gelecek NATO konvoyunun geçeceği yollardaki evleri bedava boya-badana yaptıran iktidar yaptı bunları.
Zirve öncesinde 13 gün boyunca Ankara’da gösteri yürüyüşleri ve mitingler yasaklandı.
Belirsiz sayıda gazetecinin Zirve akreditasyon başvurusu reddedildi. Asıl önemlisi: NATO gerekçe olarak “Ev sahibi ülkeye bağlıyız” açıklaması yaptı.
“NATO’ya hayır” kampanyası kapsamında yayın yapan internet sitesine erişim engeli getirildi. Yani, NATO’ya hayır demek yasaklandı.
***
E) Ekonomiye baskılar
Mülkiyet yapısının değiştirilmekte olduğu fikrinin oluşmasına yol açacak kadar acayip uygulamalar ve baskılar var ekonomi üzerinde.
Kamu mülkiyetindeki araziler, “kupon”lardan başlayarak, CB Erdoğan’ın KHK’leriyle önce “acele kamulaştırma”ya tabi tutuluyor, ardından özel kişi ve şirketlere satılıyor.
Yerlerine lüks otel ve “rezidans”lar inşa ediliyor. Bu yine fazla fena sayılmaz çünkü Kadıköy’deki muazzam deniz kıyısına, İstanbul’da yeterli sayıda cami olmadığı için herhalde, dev bir cami yapılacak.
Köprüler ve yollar özelleştiriliyor. Verilen geçiş garantisi nedeniyle hesapların bir türlü tutmadığı 1915 Çanakkale Köprüsü’nde en büyük pay artık Limak’ın yani Nihat Özdemir’in. Ya iktidar bürokratları hesap yapamıyor ve yahut bu sonucu yaratacak biçimde hesap yapıyor.
Nesrin Nas mealen şöyle uyarıyor: “Bugünün Türkiye’sinde devlet, sermaye akışlarını yönetmek suretiyle muhalefeti denetleyen ve ekonomik dönüşümü idare eden bir organizma rolündedir.”

Ekonomi doktoru Nas’ın kastettiği, mesela tavuk ve mazot baskıları. Belediye başkanları yetmeyince tavukçulara getirilen kayyımlar ters tepti, karar alelacele geri alındı. Ama alınmayan birşey varsa bundan ders idi, çünkü ardından akaryakıt şirketlerine kayyım atandı.
La havle ve la kuvvete. Rekabet Kurumu gibi sürüyle piyasa denetim kurumunun bulunduğu bir ülkede değiliz herhalde. Yapay zekanın hemen zikrettiği diğerleri: SPK, BDDK, BTK, KİK, RTÜK, EPDK.
TMSF verilerine göre, kayyımlanan şirket sayısı 30 Nisan 2025’te 770 idi. 14 ay içinde 414 tane artarak 1.184’e çıktı maşallah. Listede enerji, gıda, depolama hizmetleri, holdingler, finans kuruluşları, inşaat, iç ve dış ticaret, lojistik, turizm ve tekstil gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren alabildiğine şirket var. TMSF, kayyım atadığı bu şirketleri hemen satışa çıkardığına göre, sermayeye el değiştirtmek değil de nedir bu?
Ne olacak, iyidir iyi! Hem özel teşebbüsü (esnafı ve orta burjuvaziyi) karşılarına alıyorlar, hem de mesela rekabeti ortadan kaldırmayı yasaklayan kanun ve kurumları kullanmak yerine sürekli baskı rejimi yürüterek insanları bıktırıyorlar.
Tabii ki, bunca liyakatsizliğin becerdikleri fena geri tepmek zorunda. FETÖ’den el konmuş pek çok önemli şirketi geçen yıl TMSF’den satın alan, yani iktidara yakın olan Nakkaş Holding de kayyımlananlar arasında ilan ediliyor. Ama hemen ardından bu Holding “Soruşturmayla ilgimiz yoktur, ismimiz listelerde sehven yer almıştır” açıklamasını yapıyor.
Gerçekten de “sehven” bi durumlar olmuş!

Üstelik, 6 akaryakıt şirketine el konduğunu, 10 şirketin de kayyımlandığını açıklayan kişi de Adalet Bakanı Akın Gürlek! Bu konuyla ne ilgisi var acep?
***
F) Kürt meselesi
Tek Adam Yönetimi, devam edebilmek için, DEM’in oylarına muhtaç. Ama DEM’in derdi Erdoğan’a iktidara devam sağlamak değil. Bu nedenle, Kürtleri bir taraftan okşayıp bir taraftan silkelemesi gerekiyor iktidarın.
Okşamak, Çözüm Süreci yasasının TBMM tatile girmeden çıkacağını söylemek.
Silkelemek, bu çerçeve yasanın “PKK’nın silah bıraktığının teyit ve tespiti” koşuluyla yürürlüğe girecek olması.

Teyit ve tespiti kim yapacaktır dersiniz? Hatırlarsak:
Öcalan, PKK’nın ulus-devletçi amacından vazgeçtiğini, barış ve demokratik toplum hedefine ulaşılmasının “pozitif entegrasyonalist bir perspektifle” mümkün olduğunu ilan ediyor: 9 Temmuz 2025.
Hemen ardından PKK silahlarını ve bence daha önemlisi palaskalarını törenle yakıyor: 11 Temmuz 2025.
Yani, aradan 1 yılı aşkın zaman geçmiş ve DEM tarafından her Allah’ın günü dile getirilen Çerçeve Yasa sadece lafta kalmış. Bekletiliyor ki DEM pes etsin ve bu arada bazıları da DEM’i sadece Öcalan’ın bırakılması hedefine odaklanmakla suçlayarak zayıflatsın.
Diğer yandan, okşamanın çok kolay olduğu durumlarda silkelemenin devreye sokulduğunu görüyoruz. Basit bir örneği yorumsuz ve aynen aktarayım:
Tuğçe Tatari ve Kürt meslektaşı Rengin Azizoğlu TBMM’nin kapısındalar. Azizoğlu’nun omuzunda Dicle-Fırat Gazeteciler Derneği’nin üstünde “Çapemenîya Azad Civaka Azad” yani Özgür Basın, Özgür Toplum yazan çantası var. Kelimelerin ne anlama geldiğini telefonlar ederek öğreniyor güvenlik görevlileri ve sonunda “İçeri sokamazsınız” diyorlar.
Bitmiyor. Tatari şöyle anlatmakta:
“Güvenlik mensupları bu defa bizi arama kabinlerine aldı. Kollarımı kaldırdım, bacaklarımı ayırdım, rutindir diye bekliyorum. ‘Üzerini kaldır’ sesiyle irkildim. Nasıl üzerimi? ‘Bluzunu’ dedi. Gayriihtiyari kaldırdım, düşünmeden, istemsiz. Sonra da kendime öfkelendim, buna neden müsaade ettim diye. Bir adım ötesi olan çıplak arama insanın onuruna yönelik bir uygulamadır, demeliydim ve Meclis’e girememe pahasına o bluzu kaldırmamalıydım!”
***
G) Dış Politika
Bütün bu yukarıdakiler olup biterken, Türkiye’nin 1963’ten beri süren ve bugünkü bünyesiyle zaten hayalden başka bişey olmayan Avrupa Macerası son aşamasına giriyor.
Avrupa Parlamentosu’nda (AP) kabul edilen son bir Türkiye Raporu çıktı bikaç gün önce. Yargı bağımsızlığı, insan hakları, laiklik ve basın özgürlüğü alanlarında demokratik gerilemelere dikkat çekiyor ve üyelik müzakerelerinin mevcut haliyle yeniden başlatılamayacağını vurguluyor.
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü N. S. Amor yaptığı açıklamada, “Türkiye tam anlamıyla otoriter bir modele doğru hızla ilerlemeye devam ediyor” diyor.
Raporda, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile kayyım atayan ve kayyım atananlara yaptırım uygulanmasını isteyen bir madde de bulunuyor.
Raporun hukuki bağlayıcılığı yok, ama sembolik etkisi muazzam.
***
Zaten, bakınız burası çok önemli, eğer CB Erdoğan’ın AB’ye üye olmak niyeti taşıdığını düşünenler varsa, kendilerini en azından hüsnükuruntuyla nitelendirmek lazım.
Çünkü AB’ye üye olmak demek, Tek Adam Rejimi’nin bütün unsurlarıyla ortadan silinip gitmesi demek.