
4 Mayıs 2026 günü Erivan’da hem dünya hem Türkiye için önemli bir olay gerçekleşti: Avrupa Siyasi Topluluğu zirve toplantısı (AST).
Avrupa’da liderliğe soyunan Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron tarafından Haziran 2022’de önerilen bu AST önemli bir siyasal grup. Avrupa ülkelerinin güvenliğini, istikrarını ve refahını hedefliyor. AB üyelerinin yanı sıra Kafkas ülkeleri, B. Britanya ve Türkiye gibi bir dizi devletin dahil olduğu hükümetler arası bir kuruluş.
Trump’ın NATO’yu ve dünyayı ne hale getireceği belirsiz şu ortamda AST, katılımın lider düzeyinde olduğu bir zirveyi Erivan’da düzenledi. Burada aynı günlerde AB-Ermenistan görüşmeleri de yapıldı.
Zirveleri seven CB Erdoğan buraya katılmadı. Ama, çok büyük olasılıkla Ermenistan’ın ısrarı sonucu “lider düzeyinde katılım” protokolü esnetildi ve onu temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz katıldı.
Türkiye cumhurbaşkanı yardımcısı, TBMM başkanından sonra devlet protokolünde 2. sırada yer alan makam.

Devam etmeden önce, bir parantez: Erdoğan niye bizzat katılmadı?
Şunlar düşünülebilir:
– Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan’da verdiği “Avrupa sıkı durmazsa Rus, Türk, Çin etkisi artabilir” yollu demeç üzerine, şimdiye kadar Türkiye’yi dışarıda tutan AB’ye tepki duymasından olabilir;
– Türkiye’de “Tek Adam Rejimi” isteyen Trump’a yakın durmayı sürdürmek istemesinden olabilir;
– Türkiye’nin petrol ve doğalgaz için ihtiyaç duyduğu “kardeş” Azerbaycan’ın lideri İlham Aliyev’le her zamanki gibi birlikte hareket etmek istediğinden olabilir. Nitekim Aliyev de bu zirveye ancak online katıldı;
– Ermenistan’ın yakın zamanlara (Başbakan Nikol Paşinyan iktidara gelene) kadar “hamisi” olan Rusya’nın ve bu 24 Nisan’da “soykırım” terimini kullanan lideri Putin’in tepkisinden çekindiği için olabilir.
Devam edelim:

Ermenistan lideri Paşinyan tarafından çok sıcak karşılanan C. Yılmaz şunları söyledi:
“Sayın Paşinyan ile görüşmemizde, ikili ilişkilerimizi kapsamlı bir şekilde değerlendirdik. Ayrıca ulaştırma, gümrük, enerji ve dijital altyapı ve bağlantısallığı güçlendirecek adımları da ele alma imkanımız oldu (…)
“Normalleşme sürecinde atılan karşılıklı yapıcı adımların somut ilerlemeler üretmesinden de ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Bugün mutabakat zaptı ile imza altına aldığımız Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu gibi sembolik ve somut iş birliği alanlarının da kalıcı barış ve güven ortamına katkı sunacağına inanıyoruz.
“Bölgesel barış, diyalog ve istikrar temelinde; Güney Kafkasya’da normalleşmenin ilerletilmesi, ekonomik iş birliğinin artırılması ve halklarımız arası temasların güçlendirilmesi yönündeki yaklaşımımızı kararlılıkla sürdüreceğiz (…) Sayın Paşinyan’a nazik ev sahipliği için teşekkür ediyorum.”
Ani, Kars’ın 45 km güneydoğusundaki bir ören yeri. Çeşitli Ermeni hanedanlarına başkentlik yapmış. Ermeniler için tarihsel önemi büyük.
İpek Yolu Köprüsü olarak da bilinen ve Türkiye-Ermenistan sınırını oluşturan Arpaçay ırmağı üzerinde yer alan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu, Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilcileri’nin Eylül 2025’te Erivan’da vardıkları mutabakatta kararlaştırılmıştı. Şimdi uygulamaya geçiliyor.
Tabii, durmadan didişen bu iki ülke bu noktaya nasıl geldi, ona bakmak lazım ki şu andaki durum yerine otursun.
Sonunda da olayı, Çin’in herkesi çok ilgilendiren Kuşak-Yol Projesi’ne bağlayarak.

İttihatçıların 1915-16’da Anadolu’daki Osmanlı Ermenilerini yok etmelerinden sonra, Ermeni diasporasının “soykırım” terimini temel kimlik inşasında kullanmasının ve bunun Türkleri çok rahatsız etmesinin de etkisiyle iki ülke ilişkileri kötü oldu.
Hele, Azerbaycan’ın sınırdaki Kelbecer ilçesinin 1993’teki Birinci Dağlık Karabağ Savaşı’nda Rusya’nın desteğini alan Ermenistan tarafından 1993’te işgal edilmesi üzerine, Türkiye Ermenistan’la Alican sınır kapısını kapattı.
Bu, hem fizikî hem de zihnî olarak iki halkı birbirine daha da yabancılaştırdı.
***
Bununla birlikte, her iki ülke de bu durumdan huzursuzdu. Nitekim CB Abdullah Gül dünya kupası eleme maçı için Eylül 2008’de Erivan’a gitti ve CB Serj Sarkisyan’la görüştü.
Sarkisyan, “Ben bunu iyi bir başlangıç olarak değerlendiriyorum. Bu sorunları biz çözeceğiz ve gelecek nesillere bırakmayacağız” diyecek ve Ekim 2009’da Bursa’daki maça gelecektir.
“Futbol Diplomasisi” diye adlandırılacak bu buluşmalar ilişkileri epey yumuşatacaktır. (Futbol meraklısıysanız, iki maç da Türkiye’nin 2-0 galibiyetiyle bitmiştir).
Bunun sonucunda İsviçre, ABD, AB, Fransa ve Rusya’nın arabuluculuğu sayesinde iki ülke 10 Ekim 2009’da Zürich Protokolleri’ni imzaladılar.

Burada şunlar kararlaştırıldı:
a) Resmî diplomatik ilişkilerin kurulması; b) Alican sınır kapısının açılması; c) “Ermeni Soykırımı” konusunda ortak bir tarih komisyonunun kurulması.
Fakat, Azerbaycan’ın yanı sıra MHP’nin ve hatta CHP Gn. Bşk. Deniz Baykal’ın karşı çıktığı bu anlaşma yürürlüğe giremedi.
Bununla birlikte, son derece inişli çıkışlı giden ikili ilişkiler, Mayıs 2018’de başbakan olan Nikol Paşinyan’ın temel politikasının da yardımıyla düzelmeye başladı.
Paşinyan, Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’a benzer biçimde, Türkiye’yle ilişkilerin düzeltilmesi ve Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılması yanlısıdır. Türkiye’yle anlaşmaya karşı olan Taşnak Partisi ve Kilise’yi dışlayan bir politika izlemektedir. Onun politikası sonucu ülkede demokrasi, basın özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadelede önemli bir gelişme kaydetmiştir. Paşinyan konusunda benim daha önce yayınladığım beş yazıya bakabilirsiniz.
***
Bundan sonraki gelişmeler, Baba Diyalektik’in büyük gücünü, yani her şeyin aynı zamanda hem kötü hem iyi olduğunu gösteriyor.
Şöyle ki:
Ermenistan’ın 2020’de Dağlık Karabağ’ı geri vermek zorunda kalışı, ülkede Paşinyan’a yönelik protesto gösterilerinin düzenlenmesine, Taşnak Partisi muhalefetinin sertleşmesine ve sonunda Ordu’nun muhtıra vererek Paşinyan’ı istifa ettirmesine kadar varacaktır.
Fakat Paşinyan’ın partisi Haziran 2021 seçimlerini oyların yarısından fazlasını alarak kazanacak ve kendisi tekrar başbakan olarak iktidara geçecektir.
İşte bu gelişmelerdir ki ikili ilişkileri daha da yumuşatacak ve bu yazının en başında sözü edilen Cevdet Yılmaz ziyaretinin gerçekleşmesine kadar dayanacaktır.
Bu arada, Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan diasporaya yaşamsal önemde bir mesaj verecektir:
“Başka vatandaşlıklara sahip diaspora ile burada, Ermenistan’da yaşayanlar arasında görüş ve ihtiyaç farkları var. Onlar bizim kardeşlerimiz ama Ermenistan yurttaşları ile istekleri her zaman örtüşmüyor. Daha gerçekçi bir siyasi bakışla bu sınırlar içinde savaşmadan nasıl kalkınacağımızı planlıyoruz. Onlar da artık bizi anlamaya başladılar”.

Son olarak, Çin’in Kuşak-Yol Projesi’nden bahsetmek şart:
Çünkü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ilk defa 2013 sonunda duyurduğu ve 2049’da bitirmeyi planladığı bu Proje, tarihî ipek ve baharat yollarını yeniden yaratmaya yönelik. Bütün dünya bu olayı heyecanla, güzergah üzerinde yer alacak ülkeler de özlemle izliyor.
En başta da Türkiye ve Ermenistan. Çünkü sonunda Avrupa’ya bağlanacak bu proje güzergahlarından biri, Türkiye’ye Ermenistan’dan geçerek girecek.
Tabii, Alican sınır kapısı da açılınca!
Ama bu konuda bir ayak sürüme var gibi.
Türkiye’deki uzmanlar “Fiber kablo döşenmesi, güvenlik ve gümrük elemanlarının gelmesi” diye sözü edilen birtakım “bürokratik ve teknik” çalışmaların gerektiğini söylüyor.
Azerbaycan ile Ermenistan’la yan yana gelebildiği bir zamanda, Türkiye’nin Ermenistan’la yan yana gelerek bu kan davasını bitirmemesini düşünemiyorum.