
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, CB Erdoğan’ın da katıldığı, Mahkeme’ye yeni atanan yargıcın yemin törende yaptığı konuşmada adil olmanın önemine odaklandı.
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu olup Mart 2024’te başkan seçilen K. Özkaya, yargı mensuplarının gösterişten, riyadan, haramdan ve yalandan uzak durması gerektiğini şu İslamî terimlerle öne çıkardı:
“Üzerlerinde kul hakkı olmamalıdır. Kul hakkı çok önemlidir. İbadetle affolmaz. Dolayısıyla 1 gram helalin yıllarca peşinden koşmalı, meccanen 1 ton haram gelecek olsa ona sırtını çevirmelidirler.”
Özkaya, “Kul hakkı ile Allah’ın huzuruna gitmekten daha korkunç bir şey olmadığını hiç hatırdan çıkarmamalıdırlar” diyerek, yargı görevinin taşıdığı manevi ve vicdani sorumluluğa dikkat çekti. Devamla:
“Salt güç politikasıyla, bencil çıkarlarla kalıcı güvenlik ve barış sağlanamaz. (…) Adil olmazsan, (…) nihayetinde Cenap-ı Allah’ın yanında bir sinek kadar bile olamazsın” dedi.
K. Özkaya, tarihin en köklü mesleklerinden biri olan hâkimlikte kural ile değer ve adalet ile vicdan arasında terazinin hassas bir dengeyi temsil ettiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Hâkim ve savcı kardeşlerim;
‘Haram helal ver Allah’ım / Yiyemezsem al Allah’ım / Aciz kuluna ver Allah’ım / Yarın öte yanda hesabını sor Allah’ım / Ateş topuzu ile kafama vur Allah’ım’ anlayış ve tercihi ile bazıları her şeyi dünyada istiyor, hem hesabını ahirete bırakarak hem de ahirette sorulacak hesabı hafife alarak. Oysa bir şekilde bu dünyada kurtarmış olmak, ahiret hesabının da kurtarıldığı anlamına gelmez. Unutmayalım ve inanalım ki ahiretin hesabı çok daha güç ve çetin olacaktır’”.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYM Başkanı Özkaya’yı kabul etti
Başkan K. Özkaya’nın AYM’nin resmî sitesinde tam metin olarak verilmeyen bu tören konuşmasında dikkati en çok çeken sözleri şöyleydi:
“Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığına göre başlangıçlarında adalet üzere hareket etmekte iken sonradan adaletten uzaklaşan Firavun, Nemrud ve Karun gibi güç sahipleri hep helak olmuşlardır. Birini sinek halletmiş, biri de suda boğulmuştur. Yalnızca anahtarlarını yüz devenin taşıdığı belirtilen Karun’un hazineleri ise yerin dibine sokulmuştur. Kanaatimce de güç adaletli olursa hangi inançtan olursa olsun her şeyi başarır. Ancak acımasızca giderse ne kadar büyük olursa olsun nihayetinde hasmı karınca da olsa yenilir (…)“.
Güç ve kudretin, Allah tarafından insanlara ve toplumlara adalet, barış ve huzur içinde daha mutlu, müreffeh ve güzel yaşamalarına imkan sağlansın diye verildiğini belirten Özkaya, şöyle devam etti:
“Salt güç politikasıyla, bencil çıkarlarla kalıcı güvenlik ve barış sağlanamaz. (…) Acımasızca adaletten uzak bir şekilde kullanılan güç ise ne kadar büyük olursa olsun nihayetinde hasmı karınca da olsa yenilir. Adil olmazsan, hak ile olmazsan, dünyada ne kadar güçlü olursan ol, gücün ne kadar büyük olursa olsun nihayetinde Cenap-ı Allah’ın yanında bir sinek kadar bile olamazsın. Ancak gerçek hak ile olursan, adalet üzere olursan bir gün dünyadaki en süper güç bile senin yanında sinek kadar olur.“
***
Bazı medya organları bu sözleri, “AYM başkanı Diyanet başkanı gibi konuştu” diyerek verdi.
Oysa kendisinin anlattığı İslami menkıbeler, adaletin sağlanması konusunun Danıştay ve Yargıtay başkanlarının da hazır bulunduğu törende daha iyi anlaşılmasını sağlamaya yönelikti.
Kısıtlı bir zamanda, sinek ve karınca gibi örnekler de vererek, Kur’an-ı Kerim’den Karun, Nemrud ve Firavun menkıbelerini aktardı.
Bir dahaki tören konuşmasında kendisinin bu konuları daha nasıl açabileceği üzerine düşünmek istedim. Bu amaçla bu menkıbeleri daha ayrıntılı olarak aktarmak istiyorum.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ne başvurmak yoluyla Kur’an-ı Kerim’den alarak, ayet numaralarını vermek ve imlasını da italik puntolarla aynen korumak suretiyle Karun, Nemrud ve Firavun konularını vermek istiyorum.

Kârûn
Karun konusunda:
“Kãrûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Fakat Firavun’la işbirliği yaparak onlara zâlimce davranıyordu. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir cemaate zor geliyordu. Kavmi kendisini şöyle ikaz ediyordu: “Şımarma! Şüphesiz Allah şımaranları sevmez!” (Kasas Suresi / 76-82).
“Allah’ın sana verdiği serveti O’nun yolunda harcamak suretiyle âhiretini kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsânda bulunduysa, sen de başkalarına öylece ihsânda bulun. Ülkede bozgunculuk çıkarmaya kalkışma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez!” (Kasas / 77. Ayet)
“Kãrûn: ‘Niye ki? Bu servet bana verilmişse, öyle iş olsun diye değil, ancak sahip olduğum bir bilgi sayesinde verilmiştir’ diye karşılık verdi. Peki, bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesiller içinde ondan çok daha güçlü ve çok daha büyük servet sahibi nice kimseleri helâk etmiştir? Böyle inkârcı suçlulara, helâk edilmeden önce kendini savunma hak ve imkânı da tanınmaz” (Kasas / 78. Ayet)
“Sonunda biz Kãrûn’u da, evini barkını da yerin dibine geçiriverdik. Öyle ki, artık Allah’a karşı ona yardım edebilecek hiçbir grup yoktu; pek tabiî, kendi kendine yardım edecek durumda da değildi.” (Kasas / 81. Ayet)

Nemrud
Nemrud konusunda:
Kur’an-ı Kerim’de doğrudan “Nemrud” ismi geçmese de Bakara Suresi 258. Ayette Hz. İbrahim ile tartışan, kendini tanrı ilan eden zalim hükümdar olarak anlatılır.
Hz. İbrahim “Rabbim diriltir ve öldürür” dediğinde, “Ben de öldürür ve diriltirim” diyerek kibirlenmiş, İbrahim’in güneşi batıdan getirme meydan okuması karşısında donakalmıştır.
Nemrud’la ilgili bir diğer anlatı da, onun Allah’la savaşmak için göğe çıkışıyla ilgilidir. Dört kartalın taşıdığı bir sandığa oturarak göğe doğru yükselen Nemrud yeteri kadar yükseldiğini düşündüğü sırada göğe bir ok atar; ok geri geldiğinde üzerinde kan lekesi görüp Allah’ı vurduğunu düşünür (Taberî, I, 274-275).
Allah’a meydan okuyan Nemrud’un burnundan başına giren bir sivrisinek tarafından öldürüldüğü kabul edilir. Sivrisineğin sebep olduğu şiddetli ağrılar yüzünden sürekli olarak kafasını tokmakla dövdüren Nemrud sonunda büyük bir acıyla ölmüştür.

Firavun
Firavun konusunda:
Allah, hem Mısır halkının hak dine karşı batıl bir sistemi benimsemiş olduğu hem de İsrailoğulları’nın köleleştirildiği bir dönemde, Hz. Musa’yı elçisi olarak Mısır kavmine göndermiştir. Şöyle ki:
Firavun, veziri Hâmân’ın telkiniyle, tahtını tehlikeye sokacağından korktuğu çocuğun doğmasına engel olmak için İsrâiloğulları’nın yeni doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. Ancak annesi Hz. Mûsâ’yı gizlice dünyaya getirir ve bir sandık içine koyarak Nil nehrine bırakır. Sandık, nehirde yıkanmakta olan kadınlar tarafından bulunarak içindeki bebek saraya alınır ve ihtimamla yetiştirilir. Mûsâ, Firavun’un sarayında can düşmanının ona bilmeden sunduğu imkânlarla büyür.
Firavun tarafından sarayda büyütülen Hz. Mûsâ kırk yıl sarayda yaşar (Resullerin İşleri, 7/23). (…) Mûsâ’nın Tanrı’sını tanımayan ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavun onunla bu konuda yarışmalara girer. İsrâiliyat’a dayanan ve Hz. Mûsâ’nın aleyhine tecelli eden Nil’in ters yönde akması olayı hariç, Hz. Mûsâ özellikle asâsıyla Firavun ve taraftarları ile büyücülerini daima mağlûp eder
Allah’ın elçisini dinlememesi, ona karşı gelmesi sebebiyle Firavun ve ailesi yıllarca kıtlık ve ürün azlığıyla imtihan edilmiş (el-A‘râf 7/130), üzerlerine tûfan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderilmiştir (el-A‘râf 7/133).

Yehud Medinata’dan bir madeni para, MÖ 4. yüzyıla tarihlenen, kanatlı bir tekerlek üzerinde oturan ve uzanmış elinde bir kuş tutan sakallı bir (YHWH)’i tasvir ediyor
Hz. Mûsâ, İsrail’in Allah’ı (Yehova) adına İsrâiloğulları’nı salıvermesini istediğinde firavun, “Yehova kimdir ki İsrail’i salıvermek için onun sözünü dinleyeyim? Yehova’yı tanımam ve İsrâil’i de salıvermem” (Çıkış, 5/2) diyerek Mûsâ’nın isteğini reddeder;
Tanrı onun yüreğini katılaştırdığı için İsrâiloğulları’nı bırakmaz. Ancak bu tutumu yüzünden çeşitli musibetler zuhur edince onları serbest bırakmak zorunda kalır; fakat daha sonra İsrâiloğulları’nın peşine düşer
“Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz’ diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun şehirlere asker toplayıcılar gönderdi.”
Firavun bundan sonra Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkmasına izin verirse de ardından bu kararından vazgeçerek peşlerine düşer. Bu sırada Kızıldeniz yarılır; İsrâiloğulları Hz. Mûsâ ile birlikte sular arasında açılan yoldan karşıya geçerken Firavun da ordusuyla onların arkasından karşıya geçmeye çalışır.
“Bunun üzerine Musa’ya, “Asânla denize vur” diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk.”
Hz. Mûsâ önderliğindeki İsrâiloğulları denizi aştıktan sonra Cebrâil bir kısrak üzerinde Firavun ordusunun önünden denizdeki yola girer; Firavun ve ordusu da onu takip eder. Firavun boğulmak üzere iken, “Gerçekten İsrâiloğulları’nın inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de Müslümanlardanım” diyerek tövbe eder (Yûnus 10/90); ama tövbesi kabul edilmez.
Son İsrâilli de karaya ayak basınca Kızıldeniz tekrar eski haline döner. Bu sırada ordusuyla birlikte dalgalar arasında kalan Firavun can korkusu ile Mûsâ’nın Tanrı’sına iman ettiğini belirtirse de boğulur gider.
