
Farkındayızdır: Tüm dünya çok önemli bir evrensel çalkalanma evresine girmiş vaziyette.
Örnekler vermeye gerek duyurmayacak kadar açık bir alt üst oluş bu. Enflasyonun pençesindeki ekonomisiyle, demokrasiyi reddetmeyi ve zayıfları ezmeyi yaygınlaştıran iç politikalarıyla, küçük ülkeleri işgalle tehdit eden dış politikalarıyla, hatta yeni bir dünya savaşı geliyor görünümüyle.
Hangi açıdan baksanız bu vahim evre pek öyle yakın zamanda nihayetlenecek gibi gözükmüyor.
Bu vahim gidişin bizi yani Türkiye’yi en direkt ilgilendiren yönü, sanırım katılırsınız, göç ve/veya mülteci meselesi. Yani hem Türkiye’nin aldığı göçler hem de Türkiye’nin verdiği dış göçler açısından.
Durumun nedenleri bir değil iki değil. Bir bütün teşkil eden listeyi önem sırasına sokmak da doğru olmaz. Bu yüzden, aşağıdaki nedenleri ilk kelimesinin baş harfine göre alfabetik sırayla vereceğim. Eksiği vardır fazlalığı yoktur, biçiminde.

Alt sınıfları aşağılama
Gelişmiş ülkeler kendilerini gittikçe zorlayan bu mülteci sorununda çok büyük ölçüde evrensel bir faktör üzerinden tepki vermekte: Sınıfsal farklılık faktörü.
Kendileri zengin burjuvazi, mülteciler proletarya bile değil, “ayak takımı”.
***
Avrupa’nın Rusya tehdidi algılaması ve buradan III. Dünya Savaşı korkusu
Putin’in Ukrayna’ya saldırması Avrupa’da doğudan gelen bir tehdit olarak algılanıyor. Özellikle, D. Avrupa’ya sınırdaş Almanya’nın “gönüllü sayısı yetmezse” zorunlu askerlik getirme sürecine girmesiyle simgelenen durum tüm kıtayı etkiliyor.
Bu manzara, A’dan Z’ye tam bir “müdebbir tüccar” gibi hareket eden Trump’ın, Amerikan harcamalarını azaltmak için Avrupa’yı fiiliyatta NATO koruması dışına çıkarma girişimleriyle vahimleşiyor ve Venezuela’yı işgal tehdidiyle somutlaşıyor.
Pentagon ve RAND raporları “büyük devletler arası sıcak çatışma” olasılığından bahsediyor ve nükleer silah kullanımı riskini %48 gibi korkunç bir oranda göstererek bu durumda dünyanın 89 saniye içinde yok olabileceğini bildiriyor.
Doğusuyla Batısıyla bütün ülkeler bir silahlanma yarışına girdi.
Bunun nispeten sınırlı ama berbat/gülünç bir yansımasını Türkiye ile Yunanistan ciddi biçimde yaşamaya başladı. İki taraf da silahlanıyor ve ötekini silahlanmakla suçluyor. Maalesef çok klasik ve tipik bir durum.
Burayı geçmeden, sıcak savaşa dönüşme riski büyük olan bu yeni Soğuk Savaş’ın, bizzat içinde geliştiği kapitalist düzeni sarsacak durumlar yarattığını da not edelim:
AB ülkeleri, kendi bankalarına yatırılmış bulunan ve Putin’in Ukrayna işgali üzerine dondurdukları, faiz gelirini Ukrayna’ya aktardıkları Rus parasal varlıklarını Ukrayna’ya verilecek devasa krediyi desteklemek için kullanmayı tartışmakta.
Kremlin’in ne tepki vereceği bir yana, Avrupa’nın yabancı varlıklar için güvenli liman imajını çok zayıflatacak bir durum söz konusu.
***
Dinsel farklılıklar ve entegrasyon sorunu
Özellikle Orta Doğu ve Balkanlarda (Osmanlı’nın “Millet Sistemi”), ama genellikle bütün dünyada geçerli olarak, toplumsal kimlik etnisite ve dil faktörleriyle değil, esas olarak din ve mezhep faktörleriyle tanımlanır. Bu bir gerçektir.
Burada “yerleşik” olanlar Hristiyan, mülteciler de Müslüman. Dolayısıyla, bu “ithal ürünü” yabancı işçiler, 60’lardan bu yana yarım asrı çoktan geçti, zor entegre oluyorlar veya olmuyorlar. Veya entegre olmuş kabul edilmiyorlar.
Toplumsal olarak iki taraf için de büyük olan bu sorunu (aşağıda geçecek olan) otokton ile alokton sürtüşmesi olarak da görmek gerekir.

Evrensel ekonomi ve politikanın “yeni” aşaması: Robotlar
T24’te H. Şahin isabetle özetliyor:
Avrupa ülkeleri önce sömürgecilik ve emperyalizmle dünyayı fethettiler, sonra metropollerinde ucuz işçiye ihtiyaç duydular ve onların nasıl olsa “uygar” ülkelerinde asimile olacağını düşündüler. Şimdi ise Batı ideolojisi bu ucuz, Müslüman, yabancı işçileri yobaz ve tehlikeli olarak etiketliyor.
Çünkü onların yerine sorun çıkarmadan (en azından bugün böyle düşünüyoruz) çalışacak muazzam bir gelişme ortaya çıktı: Robotlar.
Geçmişi tekrar yaşıyoruz. 18. yy. sonunda İngiltere’de başlayıp 19. yy’da kemale eren Sanayi Devrimi gibi bir durum. Tabii, nasıl Sanayi Devriminin önce muazzam işsizlik, ardından da muazzam gelişme yaratması gibi, bu Robot Devrimi de aynı olaya yol açacak. Ama kim bilir ne kadar zamanda.
İlgili bir kavramı da zikredelim: “Karanlık Fabrika”. Minimum veya sıfır insan müdahalesi ile üretim sağlayan, makinelerin operatöre veya gözetime ihtiyaç duymadan otomatik olarak çalışmasını hedefleyen bir üretim yöntemi.
Bütün bu üretim biçimi değişikliklerinin birey ve özellikle de zayıf bireyler üzerinde en azından şu sırada ezici etkileri var.
***
Evrensel ekonomik bunalım
Sömürgeci/emperyalist devlet o zamanlar yayılabilmek için muazzam borçlanmıştı; şimdi de uluslararası rekabet ortamında enflasyon içinde.
Trump tarafından savunma durumunu kendi kendine sağlamak zorunda bırakılan Avrupa’ya oranla ekonomik bakımdan çok daha iyi durumda olan ABD bile, Trump’ın MAGA (“Amerika’yı Yine Muazzam Yapacağız”) sloganıyla pışpışlanarak yaşıyor.
***
İnsan doğasının en olumsuz özelliği: Farklı olanı dışlamak
Böyle bir durum var maalesef. Üstelik bu, Avrupa özelinde, sömürgeci ve emperyalist mazinin kalıntısı: Avrupa/Batı’nın “yabancı”ya karşı duyduğu üstünlük kompleksi.
Unutmadan: Avrupa derken, kendimizi soyutlayıp aklamayalım bu vaziyetten. T.C. vatandaşı olan, üstelik biz Müslüman Türklerden asırlar önce Anadolu’da otokton bulunan Gayrimüslimlere (Rum, Ermeni, Süryani) “yabancı” dediğimizi ve yabancı muamelesi yaptığımızı, yine otokton olan Kürt kimliğini bugüne kadar yadsıdığımızı hatırlayalım.
Türklerin otokton (eskiden beri burada mukim) değil de alokton (muhacir) olmadığını iddia etmek için neler yaptığımızı, Hititleri “Etiler” adıyla Türk atası saydığımızı hatırlayalım. Hatayı kabul ve tamir etmek ayıp değil, gerçek bir erdemdir.
***
Trump faktörü: İkinci Monroe Doktrini
Kişi faktörü normal olarak dünya politikasında başat değildir ama, istisnai olarak, Nazi Almanyası’ndaki Hitler gibi şimdi de ABD’de Trump faktörü tüm dünyayı çok fena biçimde etkiliyor.
Bu şahsın mesajı Amerikalı seçmene adrenalin enjekte etmenin dışında, Çin’le mücadele görüntüsü altında tüm dünyaya slogan atıyor: “Dünyanın patronu benim. Benim yanımda olup ihya olun veya yok olun.”
Bunu kabul ettirebilmek için kendi yarısı sayılan ve NATO müttefiki olan AB’yi açıkça aşağılayıp fırçalamaktan çekinmiyor. T24’te Eray Özer’in hatırlattığı gibi hem ABD yerine Çin malı aldıkları, hem de yine Çin’de yatırım yaptıkları için.
Üstelik, Avrupa hükümetlerinin aşırı sağla (zaten zavallı durumda olan) mücadelesini demokrasi karşıtı olmakla itham ediyor.
ABD Başkanı James Monroe’nun 1823 tarihli doktrini 2 unsurdan oluşuyordu. Birincisi, ki bizde bilinen budur, “Avrupa ABD işlerine karışmayacak, biz de Avrupa’ya karışmayacağız” diyordu.
Daha az bilinen ikincisi ise, “Latin/Güney Amerika kıtası benim arka bahçemdir, burada bana kimse karışmayacak” şeklindeydi.
Şimdi de “belirli bir konuya ilişkin kurallar” demek olan doktrin kavramının 2.0 versiyonu karşısındayız.
Emlakçı Donald Trump’ın emlakçı büyükelçisi Tom Barrack, Orta Doğu’ya 1916’da biçim veren İngiliz-Fransız Sykes-Picot anlaşmasını Doha konuşmasında hata ilan etti. Fakat şimdi tamamen aynı şeyi ABD’nin yapmasını “en iyi işleyen şey hayırsever bir monarşidir” sloganıyla talep ediyor.
Gücü eline geçirmişler açısından “tarihin tekerrürü”den başka ne ki?
***
Yapay Zeka çalışmalarının bir sonucu
Bu Yapay Zeka çok ama çok şeyi değiştirecek, değiştiriyor. Düşündüğümüzün çok ötesinde.
Bu konudaki çalışmalardan biri, Danimarka’daki Yapay Zekâ destekli sosyal yardım sisteminin engelli bireyler, göçmenler, mülteciler ve düşük gelirli kişiler üzerinde ayrımcılık riski oluşturduğunu ortaya koymuş bulunuyor.
***
Büyük, çok büyük değişikliğin baş göstermesine sahne olan günümüz dünyası hakkında kısa bir ufuk turu yapmak istedim sadece. Burada bitirelim.
Başta da dediğim gibi eksiği olabilir, fazlalığı yok.